Çocuklarda Duyuların Gelişimi

Duyular insanın dünyaya açılan pencereleridir. Duyular olmasaydı insanın psikomotor ve zihinsel davranışları da olmazdı. Öğrenmedeki önemi bakımından görme, işitme, dokunma, tatma, koklama ve devinduyumun gelişmesini kısaca inceleyeceğiz.

Görme Duyumunun Gelişimi

Görme duyumu organizmayı çevreleyen ışığın yardımı ile, eşyaların biçimini, hacmini, renklerini, derinliği ve mekandaki uzaklığı duymamızı ve algılanmamızı sağlar.

Çocuk doğduğunda, eşyaları net olarak göremez, fakat kuvvetli ışığı duyabilir. Çünkü ışığı duymaya yarayan gözün sarı tabakasındaki çubukçuk hücreler, doğumda ışığı alabilecek olgunluğa ulaşmıştır. Daha sonra sarı tabakada bulunan okçuk hücreler de gelişerek çocuğun rengi ve eşyaların biçimini tanımasına yardım eder. Çocuğun bazı renkleri (gri, sarı, mavi gibi) tanıması üçüncü veya dördüncü aylarında başlar. Göz koordinasyonu doğumdan sonra bir kaç ay içinde gelişmeye başlar, sekizinci ve dokuzuncu aylarda en gelişmiş şeklini alır.

Bebeklerin göz gülleleri kısa ve basık olduğundan gözleri ıraksak (hipermetrop) tır. Çocukların göz gülleleri altı yaşına kadar ancak tam biçimlerini alır ve gözdeki uzak görürlük altı yaşına kadar devam edebilir. Bu yüzden altı yaşına kadar çocuklar, normal olarak, çok yakın mesafelerde görme hataları yapabilirler.

Uzaklığın ve derinliğin algılanabilmesi için, iki gözün birlikte ve düzenli bir şekilde görmesi gereklidir. Bunun için göz kaslarının gelişmesi ve çocuğun yaşantılarının artması gerekir. Bu yüzden uzaklığın ve derinliğin oldukça sağlam olarak algılanabilmesi ancak altı ya da sekiz yaşlarına doğru olur.

Eşyaların biçimleri 4 aylık çocuklar tarafından fark edilebilmektedir. Bu yaştaki çocuklar için eşyanın formu renginden daha önemli görünmektedir. Eşyaların hacimleri, büyüklükleri küçük yaşlardan itibaren çocuk tarafından algılanabilmekte fakat gelişim okul öncesine kadar devam etmektedir.

Onsekiz aylık çocuklar çevresinde gördükleri hayvanların resmini tanıyabilmektedirler. İki yaşındaki çocuklar ise üçgen, daire, kare şeklindeki test tahtalarını tanıyarak, yerlerine yerleştirebilmektedirler.

İlkokul çağına gelen çocuklar görme duyumu bakımından oldukça gelişmişlerdir. Ancak bazı çocuklar yakını ve derinliği görmede yedi-sekiz yaşına kadar hatalara düşebilirler.

İşitme Duyumunun Gelişimi

Doğuşunda bebeğin kulağı oldukça gelişmiştir. Bu yüzden bebek, doğumundan sonra bir kaç gün içinde işitmeye başlar. Orta kulağı ağız gerisine bağlayan östaki borusunun kısa ve oldukça geniş olması, mikropların kolayca kulağa yerleşmesine yol açar ve bebeklerde bu yüzden kulak ağrıları oldukça sık görülür.

İlk haftalarda çok yüksek gürültüler, çocuğun gözlerini kırpıştırmasına ve kalbinin atışının hızlanmasına sebep olur, çoğunlukla çocuğun bu gibi seslere tepkisi de ağlama ile son bulur. Bu çağlarda işitme ilkel seviyededir ve bebek ancak çok farklı frekans ve şiddetteki sesleri birbirinden ayırt edebilmektedir.

İlk aylarda ise çocuk, piyano, zil ve insan sesini ayırt etmeye başlar. Beşinci ve altıncı aylarda çocuğun sese doğru döndüğü görülür. Bir buçuk yaşından üç yaşına kadar çocukta ses ayırımı çok hızlı bir gelişim gösterir. Kelimelerin ve hecelerin ses ayırımlarını oldukça düzgün bir şekilde anlar ve söyler, yakınlarını sesleri ile tanımayı başarır.

Okula başlamadan önce çocukların, sesleri ayırt etmeleri ve müzik yetenekleri oldukça gelişmiştir, işitme bakımından okulda pek önemli güçlüklerle karşılaşmazlar.

Dokunma Duyumunun Gelişimi

Dokunma, acı duyma ve sıcaklık duyma hücreleri deride bulunur. Birbirinden ayrı duyumlar olmasına rağmen gelişimde çok farklılık göstermediklerinden bu üç duyuyu dokunma duyumu başlığı altında incelemek mümkündür.

Çevredeki eşyaların duruşu, sertliği, biçimi, sıcaklığı, soğukluğu, batıcılığı veya düzlüğü hakkında çocuğun bilgi edinmesine dokunma duyumu yardım eder.

Dokunma duyumu çocuğun doğduğu anda bütün diğer duyumlardan daha iyi gelişmiş olmasına rağmen en üstün seviyesine ulaşmış değildir. Bebekler üzerinde yapılan denemeler, bebeğin doğduğunda derisine yapılan bir çok dış etkileri duyamadığını göstermiştir. Bebek sıcaktan çok soğuğa karşı daha duyarlıdır.

Dokunma duyumu kısa zamanda çok hızlı bir gelişim gösterir. Üçüncü ayda çocuğun parmakları dokunma duyumunu almaya başlar. Çocuk, çevresini tanımada devamlı olarak dokunma duyumunu kullanır. Okul çağına doğru dokunma, çocuğun belli başlı zevk kaynağı olur.

Okul çağma gelen çocuğun dokunma duyumu iyice gelişmiştir; çocuk bir cismin yüzündeki girinti çıkıntıları, düzgünlüğünü, şeklini, biçimini kolayca tanıyabilir; acılara karşı duyarlıdır; sıcaklığın değişmesini kolaylıkla anlar.

Tat Duyumunun Gelişmesi

Bebeğin, ilk günlerinde, kendisine verilen şekerli sıvıyı emmede, istekli olduğu, buna karşılık tuzlu sıvıyı emmede isteksiz olduğu görülmektedir. Diğer yandan asitli ve kininli sıvıları daha az emme eğilimi gösterdiği görülmektedir (13, S. 364). Gözlemler, çocuğun, ilk aylarda, tat duyumunun oldukça geliştiğini göstermektedir. Çocuklar büyüklerce tatsız bulunan mamaları çok ender olarak reddetmektedirler. Ancak çocuğun, yaşı ilerledikçe, bazı yiyecekleri diğerlerine tercih ettiği görülmektedir. Özellikle şekerli yiyecekler çocuğu daha çok çekmektedir.

Koku Duyumunun Gelişmesi

Koku duyumu, çocuklarda oldukça geç görülür. Ancak bir yaşından sonra çocuğun bazı keskin kötü veya pis kokuları birbirinden ayırabildiği ve bunlardan hoşlanma veya hoşlanmama gösterdiği görülmektedir. On yedi aylık çocukların bazı çiçek kokularından hoşlandığı görülür. Okul yaşına doğru çocukların koku duyumları oldukça gelişmektedir.

Devinduyumun Gelişmesi

Devinduyum vücudun hareket halinde oluşunu ve hangi durumda olduğunu bilebilmemizdir. Çocuğun ilk kontrollü hareketlerinin başladığı birinci ayın sonunda devinduyumun da başladığı sanılmaktadır. Devinduyum psikomotor davranışlarla yakından ilgilidir. Vücut üzerinde çocuğun kontrolü arttıkça devinduyum da hızla gelişmektedir. Okul çağında çocuğun devinduyumu yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.

Duyumlar ve Algılanma

Çocuğun çevresi ile etkileşimi duyu organları yoluyla olur ve çevresini anlaması duyumlarla mümkündür. Çocuğun çevresi ile etkileşimi çoğaldıkça onlara anlam vermesi de daha yoğunlaşır. Böylece düşünme hayatının temel taşları olan algılar çoğalmaya ve gelişmeye başlar. Duyumlarla algılamayı kesin olarak birbirinden ayırmak mümkün değildir. Organizmaya ilk etkisini yapan uyarıcı organizma tarafından anlaşılmadığı zaman bu belki bir duyumdur. Ama bu anlaşılamayan uyarıcı anlaşılmaya başlanınca algı halini alır. Böylece duyumlar algının ilk ve besleyici unsurlarıdır. Duyumlar olmadan algılama, algılama olmadan da düşünme olmaz.

Psikomotor davranışlar otomatik veya refleks hareketler değildir: Geniş çapta duyumlara ve algılamaya dayanır. Bu bakımdan duyumlar ve algılama hem psikomotor davranışların hem de düşünsel hayatın temelidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.