Isırgan Otu

Isırgan Otu

Isırgan otu, bağışıklığı güçlendir, iyi huylu prostat büyümesini engeller, kan şekerini düşür ve romatizma ağrılarına iyi gelir. Isırgan otunun, yaprakları, kökü ve tohumları bitkisel tedavilerde kullanılır. Isırgan otunun tenle temasında yakıcı ve kaşındırıcı etkisi vardır.

Faydaları saymakla bitmeyen bu bitki, dokunulduğunda cildi tahrip eder. Isırgan otunun bu özelliğini görmez den gelirsek bitkinin pek çok faydası vardır. Isırgan otunun birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığı uzmanlarca söylenir. Isırgan otu, hasta olan insanların iyileşme sürecinde etkilidir. Isırgan otu sadece ülkemizde değil, dünya çapında da çokça tercih edilen bir bitkidir.

Isırgan Otunun Faydaları Nelerdir

  • Anemi tedavisi gören kişilerde ek tedavi olarak kullanılabilir.
  • Kadınların adet dönemi gerginliklerini önler ve kasık ağrısını azaltır.
  • İdrar sorunu tedavisinde etkilidir.
  • Kanser hastalığına yakalanma riskini önler.
  • Günde bir fincan ısırgan otu çayı tansiyona ve kolesterole iyi gelmektedir.
  • Vücuttaki ödemi atmaya yardımcı olur.
  • Demir eksikliği tedavisinde kullanılabilir.
  • Sindirim sistemine iyi gelerek birçok organı temizler.
  • Artrit semptomlarını hafifleterek enfeksiyonlara karşı direnci arttırır.
  • Emzirme döneminde süt yapar ve sütün kalitesini de artırır.
  • İktidarsızlık sorunu yaşayan kişiler için faydalı bir bitkidir.
  • Böbrekleri temizleyerek, karaciğerin yenilenmesine yardımcı olur.
  • Soğuk algınlığına karşı etkilidir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.
  • Diyabet ve romatizmal hastalıkların da kullanması önerilir.
  • Öksürük problemi olan kişilere ısırgan otu çayı içmesi tavsiye edilir.
  • Ergenlik döneminde çıkan sivilceleri iyileştirir ve ödem söktürür.
  • Bitkinliğe ve halsizliğe iyi gelir.
  • Kandaki şekeri dengeleyerek kanı temizler.
  • Kabızlık sorununu gidermeye yardımcı olur.

Isırgan Otu Kullanmadan Önce Dikkat Edilmesi Gerekenler

Faydaları saymakla bitmeyen ısırgan otu ciddi derece de etken bir maddedir. Isırgan otunu daha önce hiç kullanmayan kişiler alerji yapıp yapmadığını kontrol etmek için azar azar kullanmalıdırlar. İlk kullanımın ardından herhangi bir sorun yaşanmazsa sürekli kullanılabilir. Isırgan otu, kalp ve böbrek rahatsızlıklarından dolayı oluşan ödemlerde kesinlikle kullanılmamalıdır

Isırgan Otundan Nasıl Faydalanılır

Isırgan otundan yemeği yapılarak, çayı içilerek faydalanılır. Isırgan otu çayını sindirim sorunu yaşayan kişiler kullanabilir. Böbrek ve mesane sorunu yaşan kişiler yemeğini yapabilir. Egzama ve saç sorunu yaşayan kişiler, şampuanlarında rahatlıkla kullanabilir.

Isırgan Otu Yemeği

  • 1 kg ısırgan otu

  • 1 yemek kaşığı tuzlu iç yağ

  • 1 yemek kaşığı margarin

  • Yarım çay bardağı sıvı yağ

  • 2 diş sarımsak

  • 2 su bardağı mısır unu

  • 7 su bardağı su

  • Yarım yemek kaşığı tuz

Yapılışı;

Bir tencereye 7 su bardağı suyu koyup kaynatılır. Ayıklanıp yıkanan ısırgan otu kaynayan suya eklenir. 30-35 dakika kadar haşlanır. Isırganlar iyice pişince içine sırasıyla iç yağ, margarin, sıvı yağ, sarımsak ve tuz eklenir. Tencereye en son mısır ununu katılır ve blendırdan geçirilip 10 dakika daha pişirilir.

Isırgan Otu Çayı

Bir fincan ısırgan otu çayı için bir çay kaşığı ısırgan otu yeterli olacaktır. 1 fincan suya 1 çay kaşığı ısırgan otu eklenerek 10 dakika demlenir. Mide ağrısı ve boğazda kaşıntı hissi yaşanmaması için ısırgan otu çayının 10 dakika demlenmesi şarttır.

Çocuklarda Saç Bakımı

Çocuklarda beslenme vücut gelişimini etkilediği gibi saç yapısını da etkiler. Çocukların saçları zamanla değişime uğrar. Bebekken, az, seyrek ve ince telli olan saçlar büyüdükçe kalınlaşır gürleşir ve çoğalır. Bu süreç içinde çocukların saç bakımı çok önemlidir. Çocuklara saç temizliğinin ve bakımının en iyi şekilde öğretilmesi gerekir. Saç bakımı sadece dış görüntü için değil sağlık açısından da önemlidir. Çocuklarda saç bakımı ve temizliğine dikkat edilmelidir. Çocuğun saçlarındaki sorunlara en iyi şekilde çözüm uygulanması gerekir.

Çocuklarda Saç Bakımı

Bebekler dünyaya geldiğinde bazılarının saçları olmaz. Aylar geçtikçe saçlar uzamaya başlar. Bebekler üç yaşına geldiklerinde saç yapıları belirginleşir. Çocukların 3 yaşında saç şeklinin dalgalı veya düz olduğu kalınlığı ya da inceliği, saç miktarı netleşir. Doğarken saçları olmayan bebeklerin zamanla kafaları tamamen saçla dolar. Fakat zaman içinde saçlar değişime uğrayabilir. Sarı olan saç zamanla kararır. Aynı şey gözler içinde geçerlidir. Gri olan göz zamanla değişebilir. 8 veya 9 ay içinde renk kesinleşir. Değişimin nedeni melanin üreten hücrelerin olgunlaşmamış olmasıdır.

Çocuklarda Saç Uzamasını Kolaylaştıran Besinler

Sağlıklı ve bağışıklığı kuvvetlendirmek için dengeli ve düzenli beslenmek gerekir. Aynı şekilde güçlü ve hızlı uzayan saçlar için çeşitli besinler tüketmek gerekir. Bu besinler biyotin ve çinko içermelidir. Saçların uzun ve gür olması ne kadar genetik yapıya bağlı olsa da alınan gıda takviyelerle güçlendirilebilir. Yumurta, tam tahıllı ekmek, peynir, yoğurt, avokado, ahududu, sardalye, somon, alabalık, ceviz, muz, domates gibi gıdalar saçları kuvvetlendirir ve hızlı uzamasını sağlar.

Çocukların saç temizliği ve bakımı yapılırken erişkinlerdeki gibi her gün yıkanması gerektirmez. Çocukların saç derileri erişkinlerdeki gibi yağlı ve sorunlu değildir. İki günde bir yıkanması yeterlidir. Aksi takdirde saçlarda kuruma oluşur. Bu durum çocuğun aktivitesine bağlıdır terlemesiyle alakalı olarak yıkama sıklığı değişebilir. Çocukların şampuan tercihinde hipoalerjenik içerikli olmasına dikkat etmek gerekir. Ayrıca şampuanın ph dengesi kontrol edilmelidir.

Zor Taranan Saçlar

Çocuklarda saç taraması kimi zaman zorlaşır. Uzun ve ince telli saçlar daha çabuk dolaşır ve taranması zorlaşır. Tarama işlemi kan dolaşımını hızlandırır ve uzamayı kolaylaştırır. Çocukların saçları günde iki kez taranmalıdır. İşlemi kolaylaştırmak için çeşitli yöntemler mevcuttur.

Hindistan cevizi yağı saç sağlığı açısından çok faydalıdır. Saç kremi olarak da kullanılır. Hindistancevizi yağı elle damlatılarak saç köklerine uygulanmalı ve zorlamadan saçlar taranmalıdır. Çocukların saçlarını acıtmadan kolayca taranması için diğer bir yöntemde boş sprey şişesine ılık su ve Hindistan cevizi kremi ya da durulanmayan farklı bir saç kremi karıştırılır. Ardından saça sıkılır ve kolayca taranır. Fakat karışım saç köklerine uygulanmaz çünkü saç kremi dökülmelere sebep olabilir. Aynı şekilde elma sirkesi ve su karıştırılarak saça sıkılır ve taranır. Sirke aynı zamanda saça bit gelmesini önler.

Saç Bakımında Kurutma Ve Maşa Düzleştirme

Çeşitli organizasyonlarda çocuğun saçına maşa veya düzleştirme uygulanabilir fakat, seyrek aralıklarla olmak şartıyla. Çocuğun saçına çok sık uygulama yapmak saçlarına zarar verebileceği gibi dökülmeye neden olur. Çocukların saçları kesinlikle boyanmamalıdır. Uyumadan önce toka bandana çıkarılmalı ve mutlaka taranmalıdır.

Ev Yapımı Saç Kremi

Çocuklar için evde saç kremi hazırlamak mümkündür. Saf bala saf zeytinyağı karıştırılır. Saçlar yıkanmadan önce deriye masaj yaparak uygulanmalıdır. 15 dakika kadar bekletilmeli ardından yıkanmalıdır. Bu işlem aynı zamanda bebeklerin saçlarının uzamasına neden olur.

Badem Yağı Etkisi

Badem yağı A,B1, B2, B6 ve E vitamini içerir aynı zamanda tekli yağ ve çoklu doymamış yağ içerir. Bebeğin cildine badem yağı ile masaj yapılmalıdır. Badem yağı saçın uzamasını kolaylaştırır. Saçı gürleştirir ve bakım sağar. Badem yağı Hindistan gibi ülkelerde geleneksel olarak bebeklere uygulanır.

Kırmızı Türban İsyanı

İsyana Kadar Olanlar

Kırmızı Türban İsyanı, Cengiz Han döneminde yaşanan önemli olaylardan biridir. On iki yüzyılın sonlarında ve on üçüncü yüzyılın başlarında, Cengiz Han (1167-1227) Moğol kabilelerini Orta Asya’ya yayılan ve hemen teslim olmayan herhangi bir şehri yok eden büyük bir fetih gücüne kavuşmuştu. 1209’da Çin’in kuzey sınırında Xi Xia’nun fethine başlandı ve 1215’te Pekin Moğollar tarafından alındı. Khitan kraliyet ailesinin bir üyesi olan Yeluchucai, göçebe Moğolları, Çinli köylüleri ve onların tarımını yok etmeme konusunda ikna etmişler, bunun yerine onlara vergi ve Çin endüstrilerinden elde ettikleri karları vereceklerdi. 1279 yılında Kubilay Han, Güney Song Hanedanlığını bitirir ve Yuan Hanedanlığını kurdu. Kubilay Han hükümet içinde Moğollara üst düzey yönetici pozisyonları verdi. Çinlilerin silah sahibi olmalarına izin verilmiyordu. Moğollar, Çinliler ve diğer etnik gruplar arasında evlilik yasaklandı. Kubilay Han’ın 1294’te öldükten sonra, yeteneksiz liderlerle devlet bozulur. Hatta 1320 ile 1329 arasında dört imparator vardı. Moğol egemenliğine karşı muhalefet, özellikle ezilen tuz işçileri gibi ağır çalışma koşullarında çalışan Çinlilerden geldi. Enflasyon yaygındı. Aynı zamanda, kıtlıklar ve Sarı Nehrinin sürekli taşarak çevresinde ne varsa sürüklemesiyle köylüler için aşırı sıkıntıya neden oldu. Veba “kara ölüm” da hareketin doğuşuna katkıda bulundu. Farklı gruplar veya dini mezhepler, genellikle yaklaşan kıyamet konusunda halka öğütler veriyordu.

Kırmızı Türban İsyanı Ordusu

“Kırmızı Turbanlar” veya “Kırmızı Atkılar”, amacı Moğolları devirmek ve Song Hanedanlığını yeniden kurmak olan gizli köylüler topluluğuydu. Onların ideolojisi, Buddha Maitreya’nın yaklaşmakta olduğuna inandığı, Güney Song’un bir Budist mezhebi olan White Lotus’dan öğeler içeriyordu; Maniheizm (Babil kökenli) üçüncü yüzyılda Çin’e ulaştığında Budizm’e adapte oldu. Ayrıca bu inanışa bir tepkide bu isyana neden olmuştur. “Kırmızı Türban” adı ise kırmızı bayrak kullanma geleneğinden ve kendilerini ayırt etmek için kırmızı türban takmalarından geliyordu.

İsyan

“Kırmızı Türban” isyanları, ilk olarak Zhejiang kıyısında, Han Guozhen’un Han Çinli ve bir grup Yuan görevlisine saldırdığı zaman başladı . Bundan sonra, Sarı Nehir’in kuzeyindeki Han Shantong’un liderliğindeki Beyaz Lotus toplumu Moğolistan karşıtı duyguların merkezi haline geldi. 1351’de, toplum silahlı bir isyan başlattı. Han Shantong, Yuan Hükümeti tarafından tutuklandı ve idam edildi. Ölümünden sonra, Beyaz Lotus’un önde gelen bir üyesi olan Liu Futong, Maitreya Buddha’nın enkarnasyonu olduğunu iddia eden Han’ın oğlu Han Liner’e yardım etti ve babasını ve Kızıl Türban Ordusunu kurdu. Bundan sonra, Yangtze Nehri’nin güneyindeki diğer bazı Han isyancıları Güney Kırmızı Türbanlar adı altında isyan etti. Güney Kırmızı Türbanlarının kilit liderleri arasında Xu Shouhui ve Chen Youliang vardı.

Hongwu İmparatoru; Zhu Yuanzhang

1352’de, Zhu Yuanzhang adlı bir Budist, Han Liner’in takipçilerinden biri olan Guo Zixing (Kuo Tzuhsing) tarafından yönetilen bir isyan grubuna katıldı. Zhu, Kuo’nun evlatlık kızı olan Prenses Ma’yla evlendi. 1353 yılında Zhu, Ch’u-chou’yu (şimdi Nanking’in batısında bir bölge olan Anhwei Eyaletindeki Ch’u bölgesi) ele geçirdi. Kuo Tzu-hsing 1355’te öldüğünde, Zhu asi ordunun lideri oldu. 1356’da Zhu, Nanjing şehrini aldı ve burayı askeri üssü yaptı. 1361’de, kendi hanedanını kurma niyetiyle Wu Dükü unvanını aldı. İlk başta, kuzey sınırını istikrara kavuşturmak için Han Liner’i destekledi. 1363’te, Jianxi Eyaleti, Poyana Gölü’nün 1363’te dünya tarihinin en büyük deniz savaşlarından birini yaparak rakibi Chen Youliang’ı (Ch’en Yuliang; 1320–1363) yendi. Chen, orta Yangzi bölgesini kontrol eden güneydeki Kırmızı Türban Ordusunun lideriydi. Zhu 1367’de bütün batı Yangzi’yi fethetti ve en güçlü rakipleri olan Zhang Shicheng’i yendi. Zhu, Yangtze Deltasına ulaştığında, iyi eğitimli Konfüçyüs bilginleri ile çalıştı. Bazıları devlet işlerinde danışmanları oldu.

Zhu, genişlemesini destekleyen askeri örgütü ile birlikte etkin bir yerel yönetim kurdu. Zhu, Budist öğretilerden vazgeçti ve kendisini Konfüçyüs ve neo-Konfüçyüs düzenleyicilerinin savunucusu olarak konumlandırdı. Moğolları devirmek ve Han Çin’ini geri kazanmak için etnik bir devrim çağrısı yapan Zhu, halk desteğini kazandı. Zhu’nun karizması, Çin’in her yanından yetenekli taraftarlar çekti. Moğollara karşı ilerlemeden önce Güney Çin’deki daha küçük, daha zayıf asi gruplarını bastırmaya karar verdi. 1368’de Zhu Yuanzhang, Ming Hanedanlığının Hongwu İmparatoru olarak bilinen Yingtian’da imparatorluğunu ilan etti. Han Çinlileri’ni desteklemeye teşvik etmek için bir çağrı olarak” Moğollardan Kurtulmak ve Hua’ı Yeniden Kurtarmak” sloganını kullandı. Kuzeydeki seferler başarılı oldu. 1368 Ağustos’unda Ming birlikleri Peking’e girdi ( Dadu ) Yuan imparatoru Shun Ti, İç Moğolistan’a kaçtı ve Yüan hanedanlığının egemenliği sona erdi. Moğollar, Büyük Duvar’ın kuzeyine doğru itildi. Çin, Ming’in altında yeniden birleşti.

John Hawkwood Kimdir

John Hawkwood Hayatı

On dördüncü ve on beşinci yüzyıl boyunca, İtalya birçok ulus-devlete bölünmüştür: Napoli Krallığı, Papalık Devletler, Cenova, Venedik, Floransa, Milano ve diğerleri. Bu küçük prensiplerin çoğunun ekonomik refahı ticarete dayanıyordu. Birçoğu, ihtiyaç duyulduğunda, kendilerini savunmak için büyük ordular yetiştiremediler. John  Hawkwood hikayesi tam da bu döneme denk gelmektedir.

Sonuç olarak, neredeyse her şehir devleti ya da İtalyan yarımadasının krallığı, kimi zaman “savaşçılar” olarak adlandırılan condottieri ya da paralı askerleri kiraladı. Avrupa’da 1301-1499 arasındaki zaman dönemi savaşlar ve çatışmalarla doluydu, en dikkate değer olanlardan biri de İngiltere ve Fransa krallıkları arasında savaşan Yüz Yıl Savaşıydı. 1337-1453 yılları arasında sürmüş olmasına rağmen, sonucu geciktiren bir dizi ateşkes ve barış anlaşması ile kesintiye uğramıştı.

Savaşta ilk büyük duraklama, 1360’da onaylanan Brétigny Antlaşması’ydı. İki savaşan arasındaki barış neredeyse dokuz yıl sürmüştür. Ancak, İngiliz ordusundaki çok sayıda şövalye ve diğer askerler terhis edilmişti ve bir düşman ülkesinde iş bulmak için çabalıyorlardı.

Pek çoğu kendilerini yağmacı gruplara dönüştürdü ve Fransız kırsalını yağmalamaya başladı.

Aile Hayatı

John Hawkwood, 1323 yılında Essex’in, Sible Hedingham köyünde doğdu. Babası Gilbert, fakir olmaktan çok toprak sahibiydi. Bir “günlük” ise, genç John’un terzinin çırağı olmak için Londra’ya taşındığını söylüyor.

Askerlik Hayatı

Ancak, Fransa ile savaşın patlak vermesi ona yeni fırsatlar getirdi. Kral II. Henry’nin ordusuna bir mızrakçı olarak katıldı. Bazı tarihçiler Crecy (1346) ve Poitiers (1356) savaşlarında savaştığına inanıyorlar. Brétigny Antlaşması’nın onaylanmasıyla birlikte, Hawkwood ve yüzlerce arkadaşı, düşman Fransa’da kendilerini savunmak için serbest bırakıldı.

Beyaz Şirket; Yağmacı Gruplar

Birkaç ay sonra, “serbest şirket” veya paralı kuvvetler örgütlenmeye başladı. Bu grup, Alman kaptanı Albert Sterz tarafından komuta edildi. Orijinal adı “İngiliz ve Almanların Büyük Şirketi” idi. Daha sonra Beyaz Şirket olarak ünlendi. Bir fikre göre; şirketin askerlerinin bazen “beyaz zırh” olarak adlandırılan plaka posta zırhını giydiği düşünülüyor. Beyaz Şirket, tahmini 1361’de İtalya’ya geçti ve acil ordulara ihtiyaç duyan herhangi bir şehir devletinden istihdam istemek zorunda kaldı. Başlangıçta, bu asker güruhu, 3500 süvari ve 2000 piyadeden oluşuyordu. Piyadeler arasında, Hawkwood’un özel bir bağ hissettiği 600 kadar İngiliz mızrakçısı da vardı. Yıllar içinde şirketin büyüklüğü değişti.

Beyaz Şirket, “mızrakçı’yı” 3 kişilik bir birim halinde organize etti; bir silahlı adam, bir mızrakçı ve bir de yedek. Sadece ilk iki adam silahlandırılırken, yedek genellikle savaş sırasında silah ve atları tutuyordu. Birliğin önderliğine belirli bir demokratik unsur egemendi. Bazen Komutanların görevden alınması için oy bile kullanılırdı. Bu süreç, Hawkwood’un 1365’te Şirket’in lideri olma olasılığı oldukça yükseltti. Şirket ayrıca, karmaşık bir idari birime de sahipti. Şirketin işverenleri ile olan ilişkisinin hukuki ve sözleşmesel yönlerini yöneten İtalyanlar ve genellikle noterler. Mali işlerini yürütmek için de bir sayman vardı.

John Hawkwood Savaşları

Hawkwood, İtalyan yarımadasında yaklaşık 30 yıl boyu görev yaptı. Şirket genellikle Papa tarafından işe alınmalar oluyordu. Ancak sunulan hizmetler için ödeme her zaman mevcut değildi. Bir örnekte, Beyaz Şirket, Papalık Devletlerinin Floransa’ya karşı çalıştırılmasındaydı. Şirket Florentine topraklarına yaklaşırken, şehrin iki elçisi Hawkwood ve adamları ile buluştu. Görüşmelerden sonra, Hawkwood 130.000 florin ödeme aldı. Buna ek olarak, sonraki beş yıl için 600 florin ek emeklilik ve ömür boyu yıllık 1200 florin emekli maaşı aldı. Daha sonra Toskana ve İtalya’nın diğer bölgelerinde geniş araziler satın aldı.

İtalya’daki hizmetinin en tartışmalı bölümlerinden biri, 1377 Şubat’ında meydana gelen bir olaydı. Cesena kasabası sürekli olarak savaştı, ya da üst düzey yöneticilerine karşı ayaklandı. Kasaba, Sekiz Azizlerin Savaşı sırasında 1377 başlarında isyan etti. Bu sefer, Cenova Kardinal’i (daha sonra antipope VII. Clement) Robert komutası altında Giovanni Acuto (Hawkwood için daha açık bir isim) Breton birlikleri tarafından tekrar ele geçirildi. İkinci kirli işi ise, Papa XVI. Gregory’nin emri ile hareket eden, 2,500 ila 5.000 silahsız sivili öldüren vahşi cinayeti yönetmiştir. O zamanki savaş yasalarına göre bu ” Cesena Bloodbath ” ve kardinal “Cesena kasabı ” nın etiketini kazanmasına yol açtı.

Hawkwood’un Stratejisi

Hawkwood, mükemmel bir alan komutanı iken, uçlarına ulaşmak için bir dizi strateji kullanmıştır. Bir zamanlar, kuvvetleri üstün bir düşmanla karşı karşıya kaldığında, rakibi ile ertesi gün savaş alanında buluşmayı kabul etti. Geceleri boyunca, Hawkwood adamlarını, adamlarının hala kamplarda olduğu izlenimini vermek için yakındaki bir ormanın ağaçlarına bayrak ve pankartlar yerleştirmeye yönlendiriyordu.

Bazen ödeme gerçekleşmezse, Hawkwood’un adamları kasabalara, manastırlara veya diğer zengin hedeflere karşı baskınlar yaparlardı.

Castagnaro Yenilgisi

Kariyerinin en büyük savaşlarından biri, 11 Mart 1387’de Castagnaro’da gerçekleşti. Padua ordusuna komuta eden Hawkwood, Paduan kuvvetinden en az 3’e 1 olan Verona ordusuna karşı savaştı ve yenildi.

Ölümü

Hawkwood, İngiltere’ye çekilmeden önce 17 Mart 1394’te Floransa’da öldü. 20 Mart’taki cenazesinin ardından Duomo’da ayrıntılı bir tören düzenlendi.

Giovanni Acuto’nun güvenilir bir portresi yoktur.

Marston Moor Savaşı

Marston Moor Savaşı için, İngiliz topraklarında yapılan savaşların en büyüğü olduğu düşünülmektedir. Saat 7’de başlamış ve yaklaşık iki saat sürmüştür.

Marston Moor Savaşı

Savaşın Öncesi

1644 yılının başlarında, iki yıl boyunca Kralcılar ile savaştıktan sonra Parlamenterler, İskoç Antlaşmaları ile ittifak oluşturur. Sonuç olarak, Leven Kontu tarafından komuta edilen bir Antlaşma ordusu, güneye İngiltere’ye taşınmaya başladı.

Kuzeydeki Kraliyet komutanı, Newcastle Marquess, Tyne Nehri’ni geçmelerini önlemek için harekete geçti. Bu arada, güneyde Manchester Kontu altındaki bir Parlamenter ordusu, kuzeyde York’un Kralcı (Royalis) kalesini tehdit etmek için ilerlemeye başladı. Kenti korumak için geri düşen Newcastle, nisan ayı sonlarında tahkimatlarına girdi.

Savaşa Doğru

1644’te İngiliz İç Savaşı sırasında York kuşatıldı. Şehirdeki kraliyetçi birlikler kombine bir İngiliz Parlamentosu ve İskoç ordusu tarafından kuşatıldı.

En sonunda Prince Rupert tarafından komuta edilen başka bir Kraliyet ordusu kurtarmaya gelmeye çalıştı. Rupert’in yolda olduğunu duyunca, müttefikler kuşatmayı terk ettiler ve 2 Temmuz’da Martson Moor’da toplandılar.

Parlamanter gücü komutanları; Wetherby ve Leven ve Manchester’da buluşarak York’u kuşatmaya karar verirler. Kenti çevreleyen Leven, müttefik ordusunun baş komutanı oldu. Güneyde, Kral Charles, Ren’in en büyük generali olan Prince Rupert’i, York’u rahatlatmak için birlikler toplamaya gönderdi. Kuzeyde, Rupert Bolton ve Liverpool’u ele geçirdi ve gücünü 14.000 kişiye çıkardı. Rupert’in yaklaşımını duyan Müttefik liderler kuşatmayı terk ettiler ve prensin şehre ulaşmasını engellemek için güçlerini Marston Moor’da yoğunlaştırdılar. Ouse Nehri’ni geçtikten sonra Rupert, Müttefiklerin yan tarafına yerleşti ve 1 Temmuz’da York’a geldi.

Savaşa Geçiş

2 Temmuz sabahı, Müttefikler komutanları güneydeki tedarik hatlarını Hull’a karşı koruyabilecekleri yeni bir pozisyona geçmeye karar verdiler. Taşınırken, Rupert ordusunun düşmana yaklaştığına dair raporlar alındı. Leven daha önceki emrini bozdu ve ordusunu uzlaştırmaya çalıştı. Rupert, Müttefiklerin fark etmediğini ümit ederek hızla ilerledi.

Başlıyor

Günün manevraları nedeniyle, ordular savaş için kurulmuşken akşamdı. Bu bir dizi yağmur duşu ile bir sonraki güne kadar saldırmayı geciktirmek için Rupert’i ikna etti ve askerlerini akşam yemeği için serbest bıraktı.

Askerlere saldırı emri 7:30 verildi. Müttefiklerin solunda, Oliver Cromwell süvarileri ile tarlada savaşıyordu. Ve Rupert’in sağ kanadını parçaladı. Buna karşılık, Rupert kişisel olarak kurtarmaya bir süvari alayı götürdü. Ancak bu saldırı da yenildi.

Sol ve Merkez

Rupert’ın komutanları Müttefiklere karşı yürüdüler. Leven’in piyadeleri, kralcı merkeze karşı ilerledi ve bir miktar başarı yakaladı. Sağda, Sir Thomas Fairfax’ın süvarileri tarafından düzenlenen bir saldırı Lord George Goring yönetimindeki kralcı mevkidaşları tarafından yenildi. Karşı saldırı, Goring’in atlıları Fairfax’ı Müttefik piyadelerinin yanına doğru sürmeden önce geri itti. Bu yan saldırı, kralcı piyade tarafından bir karşı saldırı ile birleştiğinde, Müttefik askerinin yarısının kırılmasına ve geri çekilmesine neden oldu. Savaşın kaybedildiğine inanan Leven ve Lord Fairfax sahadan ayrıldı.

Marston Moor Savaşı – Cromwell’in Kurtarılması

Manchester Kontu, kalan piyade ile bir sınır yapmak için toplanırken, Cromwell’in süvarileri de savaşa döndü. Boynunda yaralanmış olmasına rağmen, Cromwell hızla kendi adamlarını kralcı ordusunun arkasına götürdü. Dolunay altından saldıran Cromwell, Goring’in askerlerini arkadan vurdu. Bu saldırı, Manchester’ın piyadelerinin ilerlemesiyle birleştiğinde kralcıları tarladan sürmeyi başardı.

Marston Moor Savaşı Sonrası

Marston Moor’daki Kralcıların yenilgisi, İngiltere’nin kuzeyindeki kral egemenliğini etkili bir şekilde bitirdi.

Marston Moor Savaşı, Müttefiklerden yaklaşık 300 kişinin öldürülmesine mal olurken, Kraliyetçiler yaklaşık 4,000 ölü ve 1.500 kişinin esareti ile bitti.

Savaşın sonucunda, Müttefikler York’ta kuşatmalarına geri döndüler ve 16 Temmuz’da şehri ele geçirdiler ve Kuzey İngiltere’deki Kralcı iktidarı etkin bir şekilde bitirdiler. 4 Temmuz’da, Rupert, 5.000 erkekle, krala yeniden katılmak için güneyden çekilmeye başladı. Önümüzdeki aylarda, Parlamenter ve İskoç kuvvetleri bölgedeki kalan Kraliyetist garnizonları ortadan kaldırdı.

Yi Sun Shin

Yi Sun Shin, Kore’nin en büyük kahramanı ve dünya tarihinin olağanüstü deniz komutanlarından biridir. Günlüğünde ve raporlarında iyi bir şekilde belgelenmiş olan savaşları, modern dönemde hala ulusal direnişin güçlü bir simgesi olmuştur.

Yi Sun Shin Hayatı

Yi Sun Shin, 18 Nisan 1545’te Seul’de ılımlı bir aile aracı olan bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. İlk eğitiminde sivil bir kariyere yönelik olmasına rağmen, 21 yaşında bir askeri subay olmaya karar verdi.

Askeri Kariyeri

1576’da askeri sınavları geçtikten sonra, küçük bir deniz karakolunun komutanı olarak güney kıyılarında çeşitli görevler yaptı. Tüm görevlerinde yetkinliğini ve cesaretini göstermişti. Uygulamanın Doğru yapılmasına özellikle dikkat ediyordu. Bu daha sonraki örgütsel başarılarını açıklarken aynı zamanda onu ele geçirmesi zor bir adam olmasına da engel olmamıştır.

İlk kariyerinde Yi Sun Shin pek tanınmıyordu. Ve başarıları ona övgüden çok kıskanç düşmanlar kazandırdı. Ancak zamanla, yüksek yerlerde de dikkat çekmeye başlar. 1589’dan itibaren askeri müfettiş olarak çalışmaya başlamıştı. Bu görev ile ününü istikrarlı bir şekilde arttı. 1591’de birçok kıdemli subay, Sol Cholla Filo’sunun komutasına (Kore’nin en güneydeki iki eyaleti, doğuda Kyongsang ve batıda Cholla’nın her biri Sol ve Sağ deniz bölgelerine ayrıldı) atandı. İçlerinde Yi’de vardı.

Japonya’nın Planları

Yi Sun Shin görevine ulaştığında, şimdi Yosu olarak bilinen kasabada, iki yıldır Japon istilası altındaydı. Kore yönetimi, Japon planlarına dair 1590 yılına kadar ipuçlara sahipti, ancak tehdidin anlamı üzerinde derinden bölünmüştü. Japon diktatör Toyotomi Hideyoshi açıkça Ming Çin’i işgal etmeyi ve Kore üzerinden transit geçiş yapmayı planladığını söylemişti, ancak az bir toprak istilası girişiminde bulunacağına inandılar ve bunların bile ne kadar büyük olacağı konusunda çok az fikirleri vardı.

Savaş Bir gün Kapıyı Çalacaktı

Ancak Yi, savaşın geleceğine inandı ve Yosu’ya gelişinden itibaren hazırlıklara başladı. Zenginliği ve zorlu disiplini bölgeyi güçlendirdi.

Ancak dikkatinin çoğu ünlü “kaplumbağa gemilerinin” gelişimine verdi. Bu gemiler, bir kaplumbağa kabuğu içine benzeyen kavisli bir kaplama güvertesine sahipti. Güvertenin ve yanların demirlenmeleri ve yatmayı önlemek için sivri uçlar kullanılmıştı. Yanlara; füze, mızrak vs. ateşleyebilecek ağır parçalara sahip 12 silah yerleştirilmişti.

Kaplumbağa gemilerine benzeyen gemiler, hem Çin hem de Kore’de daha önce biliniyordu, ancak tasarımı mükemmelleştiren kişi Yi idi. En etkili olabilecek taktikleri geliştirdi. Kaplumbağa gemilerini saldırı gemileri olarak kullandı.

İlk Başarılar

Japon işgal gücü 25 Mayıs 1592’de Pusan’a çıktı. İlk Kore donanması karşılaşması felakete yol açtı: Sağ Kyongsang Filosu’nun (Won Kyun) çekingen komutanı altında neredeyse tüm Kyongsang filosu kayboldu ya da yıkıldı. Yi derhal saldırıya devam etti. 13 Haziran’da Yosu’dan 85 gemiden oluşan bir filoyla ayrıldı. Bunlardan 24’ü silahlı savaş gemisiydi (henüz hazır olmayan kaplumbağa gemilerini içermiyordu), geri kalanı iletişim ve tedarik gemileriydi. Bir hafta sonra geri döndüğünde, toplamda 2’sinin büyük ya da orta gemili olmak üzere toplam 42 düşman gemisinin imha edildiğini ya da alındığını iddia ediyordu. Kendisi hiçbir kayıp yaşamadı.

İkinci Sefer

Aylar sonra Yi, Yosu’dan üç sefer daha gerçekleştirdi, şimdi güçlü kaplumbağa gemilerini filosuna ekledi. Bunlar, 14 Ağustos’ta Hansan Adası’nda büyük bir savaşta, Yi 73 parçalık bir Japon filosu ile karşılaşır. 59’unu batırdığı ya da kazandığını kanıtladı; kendi kayıpları çok azdı. Daha sonra Yaz ve sonbaharda dört sefer daha yapılır. Bu seferlerde toplam 375 Japon gemisi daha batırılır.

Yi’nin göze çarpan başarısının nedenleri, genel saldırganlığı, onun kötü şöhretli Kore kıyı gelgitleri hakkındaki toplam bilgisi ve nişan taktiklerindeki ustalığıydı, böylece düşmanı açık denize çekebiliyordu, burada daha büyük manevralar yapabiliyordu. Japonlar daha sonra bu karşılaşmalardan kaçınmayı öğrendi.

Seferlerin Sonuçları

Japonlar Cholla sahillerini tutarak kendi üslerinin güvenliğini sağladı. Chollala Eyaletindeki Japon gücü de Japonya’nın işgalini imkânsız hale getirdi. Böylece önemli pirinç ve insan gücü kaynaklarını korudu. Son olarak, Japon donanmasını yarımadanın batı kıyısından ve kuzeydeki büyük şehirlerden tamamen uzak tutarak, P’yongyang yakınlarındaki Japon kara mevkilerini zayıflattı ve bu durumun nihai kayıplarına katkıda bulundu.

Düşmanlar Arasında Politik Manevralar

1593’ün ortalarında savaş bir çıkmaza girmişti: Japonlar, Pusan yakınlarındaki Kıta Avrupası’na geri çekilmeye zorlandılar; Koreliler’in Çin müttefikleri pekte müttefiklik ilişkilerini yerine getirmiyordu.

Aksine bu sıralar Çin ve Japon generalleri arasında barış görüşmeleri başladı. Koreliler bu görüşmelere katılmadılar. 1593 ve 1594’te sınırlı sayıda savaştan sonra genel olarak ateşkese zorlandılar.

Yi genel merkezini doğuya doğru, Hansan Adasına (üssü, Japonyanın üssü olan Pusan’a) taşıdı ve Birleşik Krallıktaki tüm filo komutanlığını üstlendi (1593 Temmuz).

Entrikalarla Gelen Son

1596’da barış görüşmeleri çöktüğünde, Toyotomi Hideyoshi ikinci bir işgale hazırlanmaya başlar.

Yi’yi, savaşta ortadan kaldırılamadığından, şimdi entrikalara başvurulur. Bir yandan, Yi’nin istikrarlı başarıları, beceriksiz Won Kyun’a destek olan kurulun düşmanlığını kazanmıştı.

Yi’ye Japon general, Kato Kiyomasa’nın Japonya’dan geçtiği tarihi ve yerini söyleyeceğine ikna ettiler. Yi bariz tuzağı görür ve kurulun savaşa katılma talimatlarına uymayı reddetti. Bu itaatsizlik için düşmanları onu tutukladı ve Seul’e getirildi. Burada yargılanır ve ölüm cezasına çarptırılır, ancak bunu ordudaki destekçileri gözaltında tutulmasıyla sonuçlandırmıştır.

Daha sonra unvanlarından sıyrılan Yi, 17 Temmuz 1597’de Cholla ordusunun yönetim merkezine katıldı.

Orduda Tekrar

Won Kyun, Yi’nin eski komutlarını ile 200’den fazla gemiyi felakete uğratmıştı(27 Ağustos 1597). Won Kyun öldü ve sadece bir avuç geminin kalır. Hansan Adası’ndaki üst kaybedilince Cholla sahillerine çekilirler. Böylece kurul eldeki en iyi komutanları Yi’ye geri dönmek zorunda kalır. 13 Eylül’de yeniden atandı, 2 hafta sonra dağınık filosuna ulaştı. Malzemesi yoktu ve Yosu’daki üssü kullanılamazdı. Dahası, Japonlar şimdi iç bölgedeki büyük Cholla kentlerini süpürüyor ve kalan Kore donanma kuvvetine kararlı bir darbe için gemilerini topluyorlardı.

Ama Yi, cesareti ile gezdiği sular hakkındaki bilgisini birleştirerek, onu en büyük zaferi olan, Myongnyang savaşına (26 Ekim 1597) taşıyan bir birikime sahiptir.

Savaş

133 parçalık filosunun Japon gücü tarafından görülmesine izin verir. Onları anakara ve Chindo büyük adası arasında Myongnyang Boğazı’na soktu. Yi’nin boğazın karşısına mevzilenir. Doğal olarak düşmanın karşıdan gelecek gemi sayısı kısıtlanır.

Yi, günlüğünden; “dar bir dağ yolundaki bir adam binlerce insanı korkutabilir.”

Gün biterken Japonlar 30 gemi kaybederek çekilir. Yi hiç gemi kaybetmemişti. Japonların ilerlemesi çöktü. Çin takviyeleri, 1598 Ağustos’unda güney karargahında Yi’ye katılır.

Ekim 1598’de, Çinliler kıyıdaki kalelere karşı bir saldırıda bulunur. Başarısız olurlar. Bu sırada Toyotomi Hideyoshi aniden öldü ve ölürken tüm birliklerin Kore’den çekilmesi emrini verdi.

Ancak Sunch’on yakınlarındaki kalesinde bulunan Konishi Yukinaga, 14-15 Aralık’ta onu kurtarmaya gelen büyük bir Japon filosu ile buradan ayrılmak için Yi ile savaşır. Noryang’ın savaşı olarak bilinen savaşta, Konishi kaçtı, ama Japonlar 200 gemiyi ve binlerce asker kaybetti. Ancak Kore daha büyük bir şey kaybetti. O da Yi idi.

Boyundan aldığı bir tüfek mermisi yarası ile yere yığılır. Son emri, savaş bitene kadar ölümünü bir sır olarak tutmaktı, çünkü haberler sonucu olumsuz olabilirdi.

Aurelianus Kimdir

Aurelianus oldukça yoğun seferler ile geçen idare döneminde Batı ve Doğu da başarılı savaşlar yapmış, Roma sınırlarını güvende tutmuştur.

Aurelianus Hayatı

Lucius Domitius Aurelianus, 9 Eylül 214/215, Moesia eyaletindeki Serdika ya da Sirmiyum’da doğdu (daha sonra Dacia Ripensis). İlk yaşamının çok azını biliyoruz. Aile mütevazi kökenliydi, babası Aurelius adında bir senatörün kolonistiydi. Gallienus döneminde başarılı bir kariyeri vardı, ancak bu imparatorun altında gelişen bir kariyere rağmen, Aurelian yine de sonunda onu öldüren komplonun bir parçası oldu.

Gaspçı II. Claudius’un Hakimiyeti Dönemi

Aurelianus, bu sırada süvari komutanıydı (dux equitium). Tuna sınırındaki Gotlar, Vandallar gibi çeşitli barbar istilacılarına karşı başarılarına rağmen, Claudius’un saltanatı, Ms. 270’de patlak veren veba salgıladığında kısaldı. Başlangıçta, Claudius’un kardeşi Quintillus imparator olarak başarılı oldu, ancak sadece birkaç aylığına hüküm sürmüş gibi görünüyor.

Tahta Geçiş

Aurelianus çok geçmeden Quintillus’a rakip olarak yükseldi ve birincisi askerler tarafından imparator kabul edildiğinde, rakibi (Eylül ya da Kasım 270) yok oldu.

İmparator olan Aurelian, Sisica’da (modern Hırvatistan’da) imparatorluk darphanesinin kontrolünü hemen ele geçirdi, askerlerine bağışçı olarak dağıtmak ve böylece sadakatlerini garanti altına almak için orada altın paraları vurdurdu. Daha sonra, dikkatini II. Claudius tarafından henüz tamamlanmamış olan Juth ve Vandallarla savaşlara çevirdi.

Juthlar

Juthlar, İtalya’yı başarılı bir şekilde işgal etmişti ve kuzey böldesini de yağmaladılar. Ganimetleriyle yavaş bir şekilde topraklarına dönerlerken Aurelian onları yakalar. Ve kendi topraklarına hızla sürer.

Vandallar

Daha sonra imparator, dikkatini Pannonia’daki Vandallara çevirdi. Ana ordusunu yerleştirdikten sonra, doğrudan onlara saldırmak yerine, Aurelian etraflarında yakılmış toprak politikası başlattı, böylece onlara yiyeceklere erişimini engelledi. Vandallar kısa süre sonra barış istemek zorunda kalır.

Darphaneci İsyanı

Bu meseleler çözülmüş ve geçici bir barış dönemine girilir. Aurelian Roma’ya gitti. Şehre vardıktan sonra, imparatorluk darphanesi işçileri tarafından kentte bir isyan sorununun derhal ele alınması gerekiyordu.

Aurelian’ın para birimi meselesini saltanatının başlarında ele alma çabaları, darphane işçilerini

Huzursuz etmişti. Yozlaşan bazı işçiler, isyanı tetiklemiş olabilir. İsyanın bir diğer olası nedeni, isyan lideri olan Felicissimus (baş mali görevlisi), Aurelian’ın yönetimi tarafından tehdit edilen senatoryal ve atlı sınıf çıkarlarının aracı olarak isyan etmiş olabilir.

Her halükarda isyan, Roma nehrini kapatan Aurelian tarafından ezilmeden önce çok kısa bir süre sürdü. Aurelian’ın yönetimindeki diğer iç tehditler; Septiminus (ayrıca Septimius olarak da adlandırılır), Domitianus, Firmus ( Mısır’da Palmyrene savaşı sırasında, varlığına itiraz edilmiş olsa da) ve Urbanus’un İmparatora yönelik dört ayrı girişimi içeriyordu.

İmparatorluğu Savunmak

271 yılında, Aurelian imparatorluğu Juthungi, Alamanni ve Marcomanni’den yeni gelen saldırılardan korumak zorunda kalmıştır. Aurelian, Juthungi ve Alemannic istilacılarının İtalya’ya karşı girişimlerde bulunacakları yönünde emareler vardı.

271’de Milan’da Juthungilerle bir araya gelindiğinde barış yapılır. Bu kabile kısa bir süre sonra sözlerinden geri döndü ve Romalılara saldırdı. Aurelian, işgalcileri üç farklı yerde yendi: Fanum Fortunae, Metaurus ve Ticinus’ta (modern Pavia’nın yakınında).

Got Saldırılarına Karşı Önlemler

Roma’ya dönünce Aurelian bir Alman zaferini ilan etti. Ancak bunun, şehrin sakinlerindeki “tekrarlanacak bir barbar saldırısı korkusunu” dindiremediği açıktı. Senato ile buluşan imparator savunma için şehir etrafında bir duvar inşa etmeyi önerdi. Sivil işçiler bu görevi yerine getirmek için seferber edildi ve şehrin bazı bölümlerini savunmak için en az 21 metre yükseklikte bir duvar inşa edildi.

Gotlara Karşı Seferler

Aurelian, ordusuyla Balkanlar’a yürüyüş yaparak, bölgedeki Gotik güçlerini yener. Got lideri Cannabaudes’i öldürülür. Bu zafere rağmen, Aurelian, Tuna nehri boyunca Dacia eyaletini savunmanın çok zor ve pahalı olduğunu fark etti. Eyaletin sakinlerinin nehrin karşısına tahliyesini organize etti. Kısmen eski Moesian eyaletine yerleştirildiler.

Doğuda

Aurelian, 272 yılında Palmyra’ya karşı bir sefer yaptı. Küçük Asya’ya doğru yürüdü az direnişle karşılaştı. Aurelian direnen şehirlere merhamet ettiğinden kapılarını Aurelian’a herhangi bir direniş olmaksızın açan bir çok şehir oldu.

Aurelian bu barışçıl zaferleri askeri zaferler takip etti ve Zenobia’nın güçlerini Immae ve Emesa’nın savaşlarında yendi. Seferinin başlamasından altı ay sonra Aurelian ve ordusu teslim olan Palmyra kapılarında durdu. Zenobia, oğluyla birlikte Sasanid Pers’e kaçmaya çalıştı, ancak kısa süre sonra ele geçirildiler. Ve Roma sokaklarında gezdirildiler.

Batıya

Bundan sonra, Aurelian dikkatini, bu dönemde Gallic ve İngiliz eyaletlerini kontrol eden Batı’daki ayrılıkçı Gallic İmparatorluğu’na çevirdi. Aurelian, bu isyancıları Catalunya Tarlaları (Châlons-sur-Marne) savaşında yenerek Galya imparatoru Tetricus’un kendi güçlerinin mahvına yol açması görülecekti. Nihayetinde Tetricus, barış antlaşması istemek zorunda kalır.

Roma İmparatoru Aurelian Ölümü

Aurelian, 275 yılında belki de 272 yılında Shapur I’in ölümünden sonra, Bizans’ın yakınlarındaki Caenophrurium’daki bir ev arsasında suikast sonucu öldürüldü.

Marcus Aurelius Kimdir

Marcus Aurelius Hayatı

Roma imparatoru Marcus Aurelius, 26 Nisan 121’de Roma, İtalya’da doğdu. Felsefi çıkarımları ile tanınan Aurelius, Roma tarihinde en saygın imparatorlardan biriydi. Zengin ve politik olarak öne çıkan bir ailede doğdu. Büyüyen, Aurelius, Latince ve Yunanca öğrenen özel bir öğrenciydi. Fakat en büyük entelektüel ilgisi, kader, akıl ve kendini sınırlamayı vurgulayan bir felsefe olan Stoisizm idi. Eski bir köle ve Stoacı filozof Epictetus tarafından yazılan söylemler, Marcus Aurelius üzerinde büyük bir etki yarattı. Onun ciddi ve çalışkan doğası İmparator Hadrian tarafından bile fark edildi.

Ölümünden sonra, Hadrian imparator olarak Titus Aurelius Antoninus’u (İmparator Pius Antonius olarak bilinir) varisi olarak ilan eder. Hadrian ayrıca Antoninus’tan Marcus Aurelius’u evlatlığı olarak almasını ister. Devlet ve kamu işleri yollarını öğrenirken, evlatlık babasıyla birlikte çalıştı.

145 yılında imparatorun kızı Faustina ile evlendi. Bazıları uzun süredir yaşamadıkları halde birlikte çok sayıda çocuğu vardı. En çok bilinenleri kızları Lucilla ve oğulları Commodus.

Siyasete Giriş

140 yılında, Aurelius konsül ya da senatonun lideri oldu. Yıllar geçtikçe, Antoninus için güçlü bir destek ve danışmanlık kaynağı olarak gelişen daha fazla sorumluluk ve resmi yetki aldı. Aurelius ayrıca felsefi çalışmalarına devam etti ve yasaya ilgi duydu.

İmparatorluk Dönemi

161 yılında Aurelius iktidara geldi ve resmi olarak Marcus Aurelius Antoninus Augustus olarak anılmaya başlanır. Bazı kaynaklar Antoninus’un kendisini tek halefi olarak seçtiğini gösterir.

Antoninus’un barışçıl ve müreffeh yönetiminden farklı olarak, iki kardeşin ortak saltanatı savaş ve hastalık tarafından damgalanmıştı.

Parthia Seferi

160’larda, Parthian imparatorluğu ile Doğu’daki topraklar üzerinde kontrol için mücadele ettiler. Aurelius Roma’da kalırken Verus seferleri denetledi. Seferlerdeki başarılarının çoğu, özellikle Avidius Cassius olmak üzere Verus altında çalışan generallere atfedilmiştir. Daha sonra Suriye valisi oldu. Askerler, geri dönerken yıllarca süren ve nüfusun bir kısmını silen bir çeşit hastalıkta getirdiler.

Almanlara Karşı Sefer

160’ların sonlarında Alman kabileleriyle bir başka askeri çatışmaya girmek zorunda kaldılar. Alman kabileleri Tuna Nehri’ni geçti ve bir Roma şehrine saldırdı. Gerekli fonları ve birliklerini yükselttikten sonra, Aurelius ve Verus işgalcilere karşı savaşmak için gitti. Verus 169’da öldü, bu nedenle Aurelius tek başına baskı yaparak Almanları kovmaya çalıştı.

İmparator Olmak İsteyenler

Marcus Aurelius, 175 yılında, başka bir meydan okuma ile karşı karşıya kaldı. Bu kez onun pozisyonu için. Aurelius’un ölümcül hasta olduğu konusunda bir söylentiyi duyduktan sonra, Avidius Cassius imparatorluk için hak iddia etti. Bu, Aurelius’un kontrolü ele geçirmek için Doğu’ya gitmeye zorladı. Fakat Cassius’la kendi askerleri tarafından öldürüldüğü için savaşmak zorunda kalınmadan durum düzeldi.

Tekrar Almanlar

Bir kez daha Alman kabileleriyle savaşırken, Aurelius oğlu Commodus’u 177’de sefere katıldı. Birlikte imparatorluğun kuzey düşmanlarıyla savaştılar. Aurelius, imparatorluğun sınırlarını bu çatışma yoluyla genişletmeyi umuyordu, ancak Aurelius bu vizyonu tamamlamak için yeterince uzun yaşamadı.

Ölüm

Marcus Aurelius 17 Mart 180’de öldü. Oğlu Commodus imparator oldu ve kısa süre sonra kuzey askeri çabalarına son verdi. Ne var ki Marcus Aurelius, ödediği savaşlar için hatırı sayılır bir şey değildir; Düşüncelerinin bir koleksiyonu Meditasyonlar adlı bir çalışmada yayınlanmıştır.

Marcus Aurelius Sözleri

  • Sabah kalktığında hayatta olmanın nasıl bir ayrıcalık olduğunu düşün – nefes almanın, düşünmenin, zevk almanın, sevmenin…
  • İnsanlar sizi, sadece aynı yerden canları yandıkları zaman anlar.
  • Düşünceleriniz ne ise hayatınızda o’dur, hayatınızın gidişini değiştirmek istiyorsanız düşüncelerinizi değiştirin…
  • İyi insan nasıl olmalı diye tartışarak daha fazla vakit kaybetme: İyi insan ol.
  • Bedenin bu hayatta direnirken, ruhunun pes etmesi yüz kızartıcıdır.
  • İyilik; sahici ve yapmacıklıktan ya da ikiyüzlülükten uzak olduğunda, alt edilmezdir.
  • Zümrüt, onu övmezlerse daha mı az güzel olur?
  • İyi şeyler yapmak, ama karşılığında kötü bir ün kazanmak bir hükümdarın yazgısıdır.
  • Pek yakında insanları unutmuş olacaksın ;pek yakında insanlar da seni unutmuş olacak.
  • Bilgisizli­ğin ve kendini beğenmişliğin, bilgelikten daha güçlü olması ne tuhaf, değil mi?
  • Şafakla birlikte kendine şunları söyle: İşgüzar, nankör, hilekâr, egomanyak, geçimsiz kişilerle karşılaşacağım.
  • İnsan yaşlı da ölse genç de ölse ölünce aynı şeyi yitirir; şimdiki zaman insanın yoksun kalabileceği biricik şeydir, çünkü sahip olduğu biricik şeydir, hiç kimse sahip olmadığı bir şeyi yitiremez.
  • …Bir defa yanlızlık içine tam oturduktan sonra bize zarar verebilecek hiçbir şey yoktur.

Marcus Aurelius’tan günümüze kalan tek ve en önemli yapıt, Yunanca yazmış olduğu “pensees” (düşünceler / meditasyon) dir.

Kraliçe Victoria Kimdir

Kraliçe Victoria Hayatı

Kraliçe Victoria, 24 Mayıs 1819’da Londra’nın Kensington Sarayı’nda doğdu. Edward III, George III’ün dördüncü oğlu Kent’in tek kızıydı. Babası doğumundan kısa bir süre sonra vefat etti ve tahtın mirasçısı oldu çünkü arka sıradaki üç amcanın -George IV, York Frederick ve William IV- hayatta kalan meşru çocukları yoktu.

Tahta Geçiş ve Evlilik

Victoria, IV. William’ın 1837’de ölümü üzerine 18 yaşında Kraliçe oldu. Prens Albert ile olan evliliğinden 1840 ve 1857 arasında dokuz çocuğu oldu. Çocuklarının çoğu, Avrupa’nın diğer Kraliyet aileleriyle evlendi. Victoria kocasına derinden bağlıydı ve öldükten sonra, 1861’de, 42 yaşındayken depresyona girdi. Kendisini devletin işine adanmış bir kocası ve güvenilir bir danışmanı kaybetmişti. Onun saltanatı için siyah giydi. 1860’ların sonuna kadar kamuoyunda nadiren ortaya çıktı;

Cumhuriyetçilerin Güçlenmesi

Kraliçe Victoria Parlamentoyu 1866 ve 1867’de şahsen açmaya ikna olmuştu, ancak inzivada yaşadığı için çok eleştirilmiş ve bu sırada oldukça güçlü bir cumhuriyetçi hareket gelişmiştir. Zamanla, ailesinin özel çabaları ve Benjamin Disraeli’nin 1868’de Başbakan oluşu ile 1874’ten 1880’e kadar dikkati çeken Kraliçe, yavaş yavaş kamu görevlerine yeniden başladı.

Dış Politikada Barışçı Yıllar

Kraliçe’nin saltanatının orta yılları boyunca etkisi genellikle barış ve uzlaşmayı desteklemek için kullanılmıştır. 1864’te Victoria, bakanlarını Prusya-Danimarka savaşına müdahale etmemesini sağlamıştır. 1875’te Alman İmparatoru’nun (kızı evlenmişti) yazdığı mektubun ikinci bir Fransız-Alman savaşını engellemeye yardımcı olduğu açıklanır.

Doğu Sorunu

1870’lerde Doğu Sorunu – İngiltere’nin Avrupa’da azalan Türk İmparatorluğu politikasına ilişkin konusu – Victoria (Gladstone’un aksine), Britanya’nın gerekli reformlar için baskı yaparken, Türk hegemonyası’nı Rusya’ya karşı bir istikrar siperi olarak sürdürmesi gerektiğine ve Britanya’nın savaşa dahil olabileceği bir zamanda destem mahiyetli yardımlar yapılabileceği siyaseti güdülür.

Hindistan’ın Sömürgeleştirilmesi

Victoria’nın popülaritesi 1870’lerden itibaren artan emperyal büyüme ile güçlendi. 1857 tarihli Hint İşgalinden sonra, Hindistan hükümeti, Doğu Hindistan Şirketi’nden Taç’a devredildi ve Valilik Genel Başkan Yardımcısı Viceroy’a yükseldi ve 1877’de Victoria, Disraeli hükümetinin geçtiği Kraliyet Başlıkları Yasası altında Hindistan’ın İmparatoriçesi oldu.

Politikada Reformlar ve Sonuçları

Bu eylemler 1867 İkinci Reform Yasası’nı; seçmenleri rüşvet ya da sindirme yoluyla baskı altına almayı imkânsız kılan 1872’deki gizli oylama; ve 1884 tarihli Halklar Yasası’nın Temsili – yılda en az 10 sterlin değerinde kalacak olan tüm ev sahipleri ve kiracılar- yılda 10 sterlin değerinde arazi sahipleri, oy kullanma hakkına sahipti.

1867 İkinci Reform Yasası’ndan ve iki partili (Liberal ve Muhafazakar) sistemin büyümesinden sonra, Kraliçe’nin manevra alanı azaldı. Hangi bireyin başbakanlığı işgal etmesi gerektiğini seçme özgürlüğü giderek kısıtlandı.

1880’de, başarısız bir şekilde, William Gladstone’u durdurmayı denedi -ki Disraeli’ye hayran olduğu kadar sevmediği ve politikalarını güvendiği için- Başbakan olmaktan vazgeçti. Genel seçimleri henüz kazanmış olan Liberal partiden bir devlet adamı olan Hartington Marquess’i tercih etti. İmparatorluğun çok güçlü bir destekçisiydi ve onu hem Disraeli’ye hem de son Başbakan Salisbury Marquess’e yaklaştırdı.

Victoria Yönetiminin Uzun Ömürlü Oluşunun Sonuçları

Victoria ve ailesi, ulaşım gelişmeleri ve gazetelerin yayılması ve fotoğrafın icadı gibi diğer teknik değişiklikler sayesinde eşi görülmemiş bir ölçekte seyahat etmiş ve görülmüştür. Victoria, tren kullanan ilk hükümdar hükümdardı – ilk tren yolculuğunu 1842’de yaptı.

Victoria’nın Ölümü

Victoria, ileri yaşına rağmen görevlerine sonuna kadar devam etti.

Victoria, 22 Ocak 1901’de, yaklaşık 64 yıl süren bir saltanattan sonra, daha sonra İngiliz tarihinin en uzun olanı olan Wight Adası’ndaki Osborne House’da öldü. Ölümünde, Britanya’nın “güneşin hiç batmadığı dünya çapında bir imparatorluğa” sahip olduğu söylendi. Oğlu VII. Edward onun yerine geçti.

VI. Philippe Kimdir

VI. Philippe; Fransız Philippe De Valois (1293 doğ.-1350 öl.), Valois hanedanının ilk Fransız kralı.

VI. Philippe Kimdir

Tahta Geçiş

1328’de Charles IV’ün ölümü üzerine, İngiltere Kralı III. Edward’ın tahtta iddiası olur. Bu muhalefet karşısında, VI. Philippe, IV. Charles’ın dul eşinin hamileliği sonuçlanana kadar bekler. Çocuk kızı olunca, VI. Philippe kral oldu ve 1328’de Reims’de taçlandı.

Tahta Geçtikten Sonraki Durumu

Öncellerinin geleneği sürdürerek, büyük babası Philip III’ün sanat koleksiyonunu himayesine başladı. Genel olarak, askeri gücünü akıllıca veya etkili bir şekilde kullanamamış ve asla ordu üzerinde kontrol sahibi olamamıştır. Saltanatının son on yılında İngilizlerin zaferleri ile net bir şekilde ortaya çıkan bu kusur. Taht için yetiştirilmediği ve eğitilmediğini göstermektedir. Bu durum; VI. Philippe’yi kısa sürede çok fazla ciddi krizlerle karşı karşıya kalmasına neden olur.

Fransa ve İngiltere’nin Yüzyıl Savaşları

İngiltere Kralı III. Edward, sadece Fransız tahtının bir rakibi değil, aynı zamanda Fransa’nın güneybatı sahilinde bulunan, Gascony hakkında da planları vardı.

Fransa da, uzun süredir İskoçya’nın tahtı için İngiliz karşıtı adayları desteklemişti. Buna ek olarak hem Fransa’nın hem de İngiltere’nin hedeflerinden olan Flanders bölgesinin zengin nüfusunun, İngiltere ile daha sıkı maddi bağlara sahipti.

Bütün bu çıkar sorunları bir başka sorunla savaşa dönüşecekti; VI. Philippe’in müsteşarlarından biri olan Artois’ten III. Robert, İngiltere’ye sığınmıştı. Fransa ve İngiltere arasındaki münasebetler bozulunca Robert’ın İngiltere’de iyi bir duruma gelir. VI. Philip, 1336 yılında Robert’ın Fransa’ya geri verilmesini talep eder. iadesini talep etti. Ancak bu talep karşılık bulmayınca VI. Philip, 1337’de Edward’a; kralın düşmanını korumakla suçlar.

Sonuçta 1331 yılından 1339 yılına kadar sürecek olan; uzun ve bu nedenle de zor geçecek olan Yüz Yıl Savaş’ları başladı.

Yüz Yıl Savaş’ları

VI. Philippe savaşmak için vergi toplamak zorunda kalıyordu ve vergileri yükseltmesi de isyanları tetikliyordu. Böylece bunu önlenmek için de din adamlarına ve burjuvaziye taviz vermek zorunda kalıyordu. Tüm bu zincirin devamında; burjuvazinin yükselirken ruhban sınıfında bir reform hareketi başlar.

VI. Philip tüm bu sorunlara ek olarak; güçlü Burgundy Dükü’nün etkisi altında olan konseyiyle de sıkıntı yaşıyordu.

Bir düzeyde savaş, bir efendi ile onun vassalının ihtilafı olarak başladı. Ancak seferlerin yoğunluğu, ekonomik ve politik baskılar, Fransa’nın ölümcül askeri zafiyeti gibi nedenler savaşı başlangıçtaki basit feodal çatışmanın ötesine taşıdı. Artık savaş milletler arası bir savaş olmuştu. Durumu daha da kötüleştiren şey ise hiçbir tarafın tam zafer kazanmak için yeterli kaynağı olmayışıydı.

Kara Ölüm

1348’de vebanın gelmesi, bu sorunların çoğunu arka plana itti.

Veba Avrupa’yı kasıp kavurdu. Fransa’nın sosyal ve ekonomik düzenine zarar verdi. Savaşın uzunluğu, Crécy ve Calais’deki son yenilgiler, savaşın yeterli şekilde finanse edilmesi için konulan vergilerin toplanmasındaki isteksizlik ve son olarakta veba, Philip’in saltanatının son yıllarına işkenceye çevirdi.

Kralın Ölümü

Ancak VI. Philippe 1350’de öldüğünde hala oradaydı (veba ile birlikte).

Bir isyan patlak vermesinden sonra Flanders içinde Ağustos o yılın, Flanders’in sayımı olan şövalyeler Cassel Savaşı’nda asi Flemings binlerce kasap, Philip çağırdı. Bundan kısa bir süre sonraTaç kazanmak için Philip yardım etmiş Artois Robert, kraliyet ailesinin bir üyesine karşı Artois countship iddia Philip onun acı düşmanı oldu Robert karşı yargı dava açmak zorunda kaldı. 1334 yılında Robert İngiltere’ye gitti ve 1337 yılında Yüz Yıl Savaşı’nın patlak vermesine yol açan İngiliz-Fransız ilişkilerinin bozulmasını hızlandırıyor, Edward III ve Philip arasındaki sorun kışkırtmaya başladı.

Askeri operasyonlar ilk başta kısıtlanmıştı. Ancak 1340’ta Fransa , Sluys Deniz Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğradı.. Bu arada, iç konsey, kral konseyindeki güçlü Burgundy Dükü adaylarının şiddetli etkisine dair kızgınlık nedeniyle daha da kötüye gitti. Ciddi bir kriz 1343’te sonuçlandı ve Philip’i krallığın mülklerini Paris’e çağırmaya zorladı, bu da kamuoyunu rahatlatmak ve idarenin yükünü hafifletmek için bazı tedbirler aldı . Fransa’nın Crécy’deki (1346) İngilizlerin yıkıcı yenilgisi başka bir krize yol açtı. Muhalifleri uzlaştırmak için hükümet, mali emanetleri üç abbot’a emanet etmek zorunda kaldı. 1347 kasım ayında yeni bir bölge toplantısı tekrar tekrar Kral’ı meclisini yeniden düzenlemeye zorladı. Kara ÖlümünYayılması1348 ve 1349’da, tüm politik soruları gölgede bıraktı. Philip öldüğünde, Fransa’yı savaş ve veba ile bölünmüştü, ancak satın alarak krallığın topraklarına bazı önemli eklemeler yapmıştı.