Yağlı Cilt Bakımı

Yağlı cilt sahibi kişilerin mutlaka cilt tipine uygun bir bakım uygulaması yapması gerekir. Yanlış kullanılan cilt bakım ürünleri sizi daha güzelleştirmek yerine daha da geriye götürebilir. Zira her bakım ürünü her ciltte aynı etkiyi göstermemektedir. Yağlı cilde sahip kişilerde genellikle gözle görülebilecek büyüklükte gözenekler, sırt ve göğüs bölgelerinde sivilceler, yüz bölgesinde siyah nokta görülmektedir. Ayrıca yüzde sürekli yağdan kaynaklanan bir parlama meydana gelmektedir.

Yağlı Cilt Avantajları

  • Yüzdeki kırışıklıkların ve ince çizgilerin gizlenmesine yardımcı olur.
  • Bronzlaşma süresi diğer cilt tiplerine göre daha kısadır.
  • Diğer ciltlere göre daha ucuz bir cilt bakım rutini
  • Cilde doğal bir tazelik ve parlaklık görüntüsü verir.
  • Dış etkenlere daha dayanıklıdır.
  • Yılların geçmesiyle birlikte ciltteki nem oranı ve yumuşaklık yeteri derecede kalır.

Yağlı Cildin Dezavantajları

  • Yüzdeki parlaklığın avantaj olmasıyla birlikte aşırı parlaklık da bir dezavantajdır.
  • Sivilce oranı en yüksek cilt tipidir.
  • Geceleri uyumadan önce mutlaka bakım gerektiren bir cilt tipidir.

Yağlı Cilde Uygulanan Bakım

  • Yüzünüzü her gün ılık su ve yüz temizleyicisiyle yıkamanız gerekir. Yüzünüzü günde birkaç kez yıkamanız cildinize daha da zarar verebilir. Bunu günde bir ya da iki kez yapmanız yeterli olacaktır.
  • Yüzünüzü kuruladıktan sonra tonik ile yüzünüzü temizleyebilirsiniz.
  • Haftada 2 kez cilt tipinize uygun ürünlerle peeling yapın.
  • Her zaman cilt tipinize uygun ürünler kullanmaya devam edin. Cildinizin nem dengesini korumak amacıyla günlük düzenli olarak nemlendirici kullanın.
  • Haftada bir kez cilt maskesi kullanın.
  • Gece yatmadan önce mutlaka yüzünüzdeki makyajı temizleyin ve günlük cilt bakımı yapın.

Yağlı Ciltler İçin Beslenme Kuralları

Yağlı cilde sahip kişilerin tüketmemesi gereken besinler;

  • Şeker ve tuz tüketimini azaltmalı
  • Çikolata, bisküvi gibi abur cuburlardan kaçınmalı
  • Turşu ve zeytinde bulunan tuz oranından dolayı tüketiminin sınırlandırılması gerekir.
  • Tüketilen gıdalardaki yağ miktarının az olmasına dikkat edilmelidir.
  • Alkol kullanımından kaçınılmalıdır.
  • Kola, soğuk çay, gazoz gibi şekerli içeceklerden uzak durulmalı.
  • Patates, un, mayonez tüketimi sınırlandırılmalıdır.

Yağlı cilde sahip kişilerin tüketmesi gereken besinler;

  • Özellikle su tüketimine çok dikkat edilmeli ve bol miktarda su tüketilmelidir.
  • Maydanoz, ıspanak, roka gibi yeşil yapraklı sebzeler tüketilmelidir.
  • Havuç, kayısı, bal kabağı gibi A vitamini içeren besimler bolca tüketilmelidir.
  • Beslenmede proteine ağırlık verilmelidir. Yağ tüketiminde zeytinyağı tercih
  • Sebze ve meyvelerin bol miktarda tüketilmesi gerekir.
  • Siyah çay yanı sıra yeşil çay ve ada çayı da tüketilmelidir.

Şifalı Bitki Zerdeçal

Doğanın bize sunduğu bitkiler mucize şekilde şifa dağıtıyor. Zerdeçal zencefilgiller familyasına ait bir bitkidir. Sarı çiçekli büyük yapraklı çok yıllık otsu bir bitkidir. Asıl adı Hint safranı olarak da biliniyor. Ana vatanı güney asyadır.  Diğer isimleri zerde çöp, safran kökü, sarı boya, zerde çav olarak da geçmektedir. Tadı köri ve safrana benzeyen zerdeçal ilk çağlardan buyana hem baharat olarak aynı zamanda sağlığımıza faydalı şifalı bir bitki olarak kullanılmıştır. Doğuda uzun yıllardır hastalık tedavilerinde kullanılan bu baharat, çoğunlukla Hindistan ve uzak doğuda yetiştirip yaygınlaşan bir baharat olduğu için Hint ve uzak doğu mutfağında karşımıza çıkmaktadır. Mutfakta daha çok toz halinde kullanılan zerdeçal bitki hali de zencefile benzemektedir. İçeriğinde demir, potasyum, B6, D, A, B12, magnezyum vb. gibi değerli vitamin ve mineralleri içinde barındırmaktadır.

Tabi zerdeçalın asıl etkili maddesi curcumindir. Aktif maddesidir, güçlü miktarda A ve C vitamini bulundurmaktadır zerdeçalı bu kadar güçlü kılanda curcumin maddesidir. Curcumin doğada bulunan iyileştirici ve yatıştırıcı bir maddedir zerdeçaldaki curcumin maddesi onun kullanılabilirliğini kolaylaştırmaktadır. Demir ve magnezyum açısında oldukça zengindir. Curcumin uyku düzenleyen, serotonin salgılanmasına yardımcı olan B6 vitamini, diyet lif, bakır ve potasyum açısından da oldukça yararlı bir bitkidir. Her bitki gibi zerdeçalı da kullanırken dozunu ayarlamanız ve doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

ZERDEÇALIN FAYDALARI

  • Zerdeçal da en dikkat çeken faydalardan bir tanesi de antienflumatuar ve antioksidan etkisi olmasıdır. Kronik iltihaplanmanın birçok hastalığın başı olarak bilinmektedir zerdeçal bu iltihaplanmaları engelleyici özelliğe sahiptir. Etkisi o kadar güçlüdür ki birçok iltihap önleyici ilaçlar kadar etkilidir.
  • Mevsim geçişlerinde özellikle zerdeçal kullanımını arttırabilirsiniz. Zerdeçal serbest radikallere karşı hücreleri koruyucu olduğu için bağışıklığımızı güçlendirerek fayda sağlar.
  • Zerdeçalın metabolizmayı hızlandırıcı özelliği vardır. İçeriğinde bulunan curcumin maddesinin yağ yakıcı faydası vardır. Aynı zamanda sindirim ve hazım problemi çeken insanlar için çok faydalıdır. Sindirime yardımcı olarak kullanılır.
  • Detoks etkisi vardır karaciğer detoksu olarak kullanılır.
  • Karın ağrısını hafifletmeye yardımcıdır.
  • İltihap önleyici ve iyileştirici özelliğe sahiptir.
  • Sindirim kolaylaştıran özelliği ile gaz ve idrar sökücüdür.
  • Yemekle kullanıldığında kan şekerini düzenleyici etkisi vardır.
  • Karın şişkinliğini azaltıp ödem atmaya faydası vardır.
  • Tüberküloz hastalığının üzerinde olumlu faydaları vardır.
  • Kolesterol önleme amacıyla kullanılabilir.
  • Alzheimer ve depresyon hastalıkları üzerinden olukça faydalı ve önleyicidir.
  • İçeriğinde bulunan mutluluk hormonu olan serotonin hormonu salgılatan B6 bulunması nedeniyle depresyon tedavisinde kullanılır.
  • Kanser hücrelerine neden olan serbest radikallerin oluşma etkisini engelleyici özelliğe sahiptir. Bu nedenle kanser hastalarının bu süreçte zerdeçal kullanılması öneriliyor. Yapılacak araştırmalarda kanser hücrelerinin oluşumunu engelleyebilen faydası vardır.

Zerdeçal Yan Etkileri

  • Zerdeçal fazla kullanılmadığı takdirde sağlıklı bir besindir. Tabi her kullanan insanda farklı yan etkilere sebep olabiliyor. Aşırı ve yanlış kullanımda birçok etkiye neden olabilir.
  • Fazla kullanımda kalp çarpıntısına neden olabilir.
  • Aynı zamanda baharatlara karşı duyarlı insanlarda midede kramp ve gaza sebep olabilir.
  • Kanama bozukluğu olan hastaların dikkat emesi gerekir. Kan incelten bir özelliğe sahip olduğu için ameliyat olacak ya da olmuş hastaların bir süre kullanmayı bırakmanız gerekmektedir.
  • Karaciğer hastalarının dikkatli kullanması gerekmektedir. Diyabet hastalarının kullanması önerilir ancak doğru dozda ve doktor kontrolünde kullanmalıdırlar.
  • Çok fazla kullanılması kan hücrelerine zarar verebilir.
  • Warfarin ve aspirin kullanan hastaların kullanması önerilmez.

HAZIRLANIŞI

Zerdeçal çayı gayet basit hazırlanabilen bir çaydır. 1 çay kaşığı zerdeçal, 4 su bardağı su karıştırarak 15 dakika kaynamaya bırakınız. Daha sonra süzerek içmeye hazır hale getirebilirsiniz, tatlandırmak için bal ve ya limon kullanabilirsiniz.

İyileştiren Şifa Zencefil

Zencefil çok eski zamanlardan bu ya da kullanılmaktadır. Ve bitkisel ilaç olarak kullanılıyor. Zencefilin doğduğu topraklar Güneydoğu Asya bölgeleridir. Daha sonra Asya ve tropikal bölgelere doğru yayılmıştır. Zencefil bir metre boyuna kadar uzayabilen yaş ve kuru tüketilebilen çok yararlı bir bitkidir. Zencefil yemeklerde kullanıldığı gibi Asya bölgesinde turşu olarak da kullanılıyor. İçeriğinde yüksek derecede uçucu yağlar bulunduran zencefil vitamin ve mineral bakımından da oldukça zengin.

Zencefil tadını phenylpropanoid denilen maddeden alır. İçeriğinin %3 uçucu yağlardan oluşuyor bunun dışında B3, B6,  demir, kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, magnezyum minerallerini içermektedir. Aynı zamanda leysin, treonin, triptofan, valin, fenilalanin gibi amino asitler içermektedir.

ZENCEFİL YARARLARI

  • İlaç alanının yanı sıra hastalıklar da büyük önemi var alternatif tıp alanında da kullanılmaktadır.
  • Kan sirkülasyonunu sağlar içeriğinde bulunan krom magnezyum çinko kan akışını hızlandırır ve aşırı terleme ve sıcaklığı düşürür. Vücut sıcaklığını dengeler.
  • Mide rahatsızlıklarına büyük faydası vardır zencefilin aynı zamanda mide bulantısını önleyicidir. Mide ve pankreas enzimleri emiciliği olduğundan vücutta emilimi arttırır ve rahatlatır.
  • Zencefilin geldiği yer Asya da eski zamanlarda bu yana soğuk algınlığı ve grip için doğal tedavi yöntemi olarak kullanılır. Araştırmalara göre düzenli kullanılan zencefil grip ve soğuk algınlığına iyi geliyor.
  • Hazımsızlıklara iyi gelen zencefil gıda emilimini arttırıp hazmı kolaylaştırır ve mide ağrıların iyi gelir. Zencefilin inflamasyon düşürücü özelliği vardır.
  • Kolon kanserine iyi gelen zencefilin yapılan araştırmalara göre kanser hücrelerinin büyümesini engelleyerek tedavi ediyor.
  • Zencefilin içeriğinde bulunan antienflamatuvar maddeler sayesinde çok etkili bir ağrı kesicidir. Aynı zamanda ağrı ve iltihabı azaltır.

 

  • Sürekli öksürüyorsanız mutlaka zencefili tüketmelisiniz çünkü zencefil solunum yolu hastalıklarını tedavi eder. İçeriğinde bulunan maddeler ciğerlerdeki damarların genişlemesini sağlıyor mukuslara etki eder ve rahat nefes alıp vermemizi kolaylaştırıyor. Ve doğal bir balgam sökücüdür, balgamların gevşemesine ve atılmasına yardımcı olur.
  • Kadın hastalıklarında yararlı olan zencefilin yumurtalık kanseri tedavisine destek olur. Kullanılan toz zencefil yumurtalık hücrelerini öldüren kanserli hücrelerin ölmesine sebep olur.
  • İyi bir bağışıklık sistemi koruyucusudur. Zencefilin düzenli olarak kullanıldığında arterlerde meydana gelen yağlanmaları engeller ve oluşabilecek felç riskini azaltır.
  • Kandaki yağ miktarını düşürerek damarları korur.

Zencefil Yan Etkileri

  • Zencefilin yararları olan bir bitki diyebilir, genel olarak bir zararının olduğu söylenemez. Fakat bazı durumlarda azaltılması veya bırakılması istenebilir.
  • Bazı kullanılan ilaçların içeriğinde bulunan maddelerle etkileşime geçerek yan etki oluşturabilir. Böyle bir şey de kesinlikte doktorunuza başvurmanız gerekir.
  • Devamlı kullandığınız ilaçlarınız varsa zencefili kullanmadan önce doktorunuza danışın.
  • Kanama bozukluğu gibi bir hastalığınız varsa aynı zamanda aspirin ve warfarin gibi ilaçlar kullanıyorsanız kesinlikle zencefil kullanmamalısınız.
  • Nadir olarak görülse de bazı yan etkileri vardır. Mide yanması, ağız tahrişi, ishal vb. gibi

HAZIRLANIŞI

İki diş zencefili 20 dakika 2 bardak suda kaynatıp içebilirsiniz. Daha iyi ve yararlı olabilmesi için sabahları aç karna içilebilir aynı zamanda günde 3 defa yemeklerden önce de içilebilir.

Kuru Saç İçin Tavsiyeler

Parlak saçlara kavuşmak düşündüğünüzden de kolay.Kuru saç sadece cansız ve sağlıksız görünmeyle sınırlı değil. Saç dökülmesi, kepek oluşumuda çoğu zaman saçın kuruluğundan kaynaklıdır. Bu yüzden kuru saçlara sahipseniz bir an önce tedaviye başlamalısınız.

Saçlarınızın sürekli yıkanması, kireçli sulara maruz kalma, saçlarının sık sık boyanması, kullanımından vazgeçilmeyen bakım ürünlerinin sıkla kullanılması, çeşitli hastalıklar ve yetersiz beslenme zamanla saçlarınızın uçlarının kuruyup saç yapınızın bozulmasına sebep olur. Kuru saçlardan nasıl mı kurtulursunuz?

 Kuru Saç Ve Kurtulma Yöntemleri

Zeytinyağı:Zeytinyağı her zaman popüler bir çözüm ürünü olup kuru saçlar ve kuru saç uçları içinde çok önemli bir çözüm kaynağıdır.

Zeytinyağı E Vitamini ve antioksidan içerdiği için saç uçlarını etkin bir şekilde nemlendirir ve yıpranmış saçları onarır. Bu yağ saçtaki kurumayı önlemenin yanı sıra saçları güçlendirir, saçlara parlaklık etkisi verir.

Saçlarınızın uzunluğu ve gürlüğüne oranla bir cezveye zeytinyağını ekleyin ve ısıtın. Isınmış olan zeytinyağını 4-5 dakika bekletin ardından saç uçlarından saç dibine kadar yayın masajla yağı saçınıza yedirin. Sonrası bir strec filmiyle saçlarınızı en az yarım saat veya 1 gece başınızda bekletin. Bu yöntemi haftada en az 1 kez uygulayabilirsiniz. Uyguladıktan sonra kesinlikle saçınızı şampuanla iyice yıkayıp durulayın ve saçınızdaki nemliliği 2-3 kullanımdan sonra fark edeceksiniz.

NOT: Zeytinyağı yoksa badem yağı, hint yağı, mısır yağı veya katı hindistan cevizi yağıda kullanabilirsiniz.

Mayonez:Kuru saçlara ve saç uçlarını tedavi edebilmek için bir başka yöntemde mayonezdir. Bol miktarda protein içerdiği için saçınıza parlaklık ve uçlarındaki kırık ve saçtaki kuruluğa çözüm bulmanızda yardımcı olur. Saç çok ıslak olmayacak şekilde biraz su değdirin ve ardından mayonezi saç derinizden saç ucunuza kadar masajla uygulayın. Saç bonesi veya streç filmiyle saçınızı sarın ve 1 saat başınızda bekletin. Ardından ılık suyla durulayın ve şampuanla yıkayın haftada 2-3 kez tekrarlanabilir.

Yumurta:

Kuru ve yıpranmış saçları onarmak için protein ve lesitin açısından iyi bir kaynaktır. Yumurta saçlarınıza canlılık katar, güçlenip ve onarılmasına yol açar. 1 yumurta akını 2 yemek kaşığı ılık su ile karıştırın ve saç diplerinize uygulayın 15 dakika beklettikten sonra soğuk su ile durulayıp şampuanla yıkayın. Saçınızın kuruluk derecesine göre haftada bir kaç kes deneye bilirsiniz. Yumurta ile yapılabilecek bir başka yöntem ise 3 yumurtayı kırın üzerine 2 yemek kaşığı zeytinyağı ve 1 yemek kaşığı balı ekleyin. Saçınızın seyrek veya gür olmasına bağlı olarak malzemeleri daha az veya daha çok kullanabilirsiniz. Bu malzemeleri iyice karıştırdıktan sonra saçınızı hafif ıslatın malzemeyi saçınıza ve saç diplerinize uygulayın. Bir streç filmiyle veya boneyle iyice sarın ve 30-40 dakika bekletin. Ilık suyla iyice durulayın ve ardından şampuanla yıkayın saçlarınıza nemlilik ve canlılık katmak için haftada en az 1 kere uygulayabilirsiniz.

Muz:

En etkili maddelerden bir tanesi olan muz, yıpranmış ve kuru saçlar için kullanılabilir. Yüksek oranda potasyum içeren ve nemlilik özelliği kazandıran bir faktördür. Saçların kırılmasını önler, saçların yumuşamasına yardımcı olur ve saçların elastik yapısını artırır. Saçlarınızın uzunluğu ve gürlüğüne göre ayarlayın ve bir robot veya blender yardımıyla su kıvamına getirin. Saç diplerinizden saç uçlarınıza kadar uygulamaya başlayın, 1 saat bekletin, ardından ılık suyla durulayın. Etkili sonuçlar almak istiyorsanız haftada en az 2 kere uygulanmalı. Muzla ilgili yapılabilecek 2. bir yöntem ise, su gibi kıvama gelmiş muzun içine 1 yemek kaşığı badem yağı, 1 yemek kaşığı bal katıp iyice karıştırın. Saç diplerinize masaj şeklinde uygulayıp 25-30 dakika bekletin ardından ılık su ile yıkayın. Haftada 1-2 kez yapılabilir.

Avokado:

Yağlı saç bakımı için kullanılan besinlerden biride avokadodur. Doymuş yağ, A,E Vitamini, protein ve çeşitli mineral içeriğiyle kuru ve yıpranmış saçlara nemlilik ve parlaklık katmada son derece etkili bir kaynaktır. Özellikle saçları eski nemine kavuşturmada büyük rol oynar. 1 tane avokadoyu blenderden geçirip sıvı hale getirin. İçine 1 yemek kaşığı buğday tohumu yağı ve mısır yağını katıp iyice karıştırın. Tüm saça yayın ve saç diplerinize kadar uygulayın. 30-40 dakika bekletin ve ardından ılık suyla durulayın. İyi sonuçlar almak için haftada en az 1-2 kez uygulayın.

Güneş Sonrası Cilt Bakımı

Özellikle yaz aylarında güneş nedeniyle ciltte lekelenme ve yaşlanma belirtileri görülmektedir. Özellikle cilt yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biri güneştir. Güneş ışığı kişilerde ilk olarak deri kalınlaşmasına yol açar. Leke tedavisinin en önemli adımı güneş koruyucularıdır. Kapalı ortamlarda dahi olsanız güneş kremi kullanmanız gerekmektedir. Ayrıca leke tedavisinde peeling ve renk açıcı kremler de kullanılmaktadır. Yaz aylarında genellikle bronzlaşmak için sık sık güneşlenmeniz gerekir. Fakat güneş ışınlarının cildinize zarar vermesine izin vermeyin. Yaz aylarında cilt daha çok bakıma ihtiyaç duyar. Özellikle yağlı ciltlerde gözeneklerin tıkanmasına ve sivilce oluşumuna neden olmaktadır.Güneşlenme sonrası yapmanız gerekenler;

  • Güneşlenme sonrası duş almayı ihmal etmeyin. Güneş losyonunu kullandıktan sonra cildiniz losyonu iyice emdikten sonra duşunuzu alın. Sıcak su ile duş almanız cilt gözeneklerinizin daha iyi temizlenmesini ve cildinizin hava almasını sağlar.
  • Bronzlaşma ya da güneşlenme sonrası cildinizi yenileyin. Cildinize bol miktarda nemlendirici sürerek ve bol sıvı tüketerek cildinizin nem ve sıvı dengesini koruyun. Bol su içerek cildinizi daha sağlıklı ve genç bir görünüme kavuşturabilirsiniz.
  • Güneşlenme sonrası yeniden güneşlenmek için 1 gün beklemeniz gerekmektedir. Cildin güneş sonrası kendisini toparlamak için zamana ihtiyacı vardır.

Güneş Lekeleri

Güneşten gelen ultraviyole ışınları ciltte lekelere neden olmaktadır. Bu lekeler;

Çiller: çoğunlukla yüz bölgesinde görülen küçük kahverengi lekelerdir. Kış aylarında azalırlar.

Parfüm Lekesi: güneş ışınları, parfüm, kolonya gibi kozmetik ürünlerin deriye temas etmesiyle kahverengi lekeler oluşmasına neden olur. En az 30 faktörlü güneş koruyucu kullanarak bu lekelerden kurtulabilirsiniz.

Lentigolar: güneşin temas ettiği yerlerde görülen ve kış aylarında geçmeyen kahverengi lekelerdir. Buna aynı zamanda karaciğer lekeleri de denilmektedir. Özellikle açık tenlilerde, sarışınlarda ve orta yaş üstündekilerde görülmektedir.

Bitki Lekeleri: bazı bitkilerin deriye temas ettiği yerlerin güneş görmesiyle birlikte egzama sonucu oluşan kahverengi lekelerdir. Bu lekelere çoğunlukla incir ve çimen neden olmaktadır.

Açık Renkli Lekeler: birkaç milimetre çapında kol ve bacakların alt kısımlarında görülen yuvarlak ve açık çaplı lekelerdir.

Melazma: ışık duyarlılığı olan kişilerin yüzünde oluşan koyu renkli lekelerdir. Leke tedavisinde bazı soldurucu kimyasal maddeler kullanılmaktadır.

Güneş Koruyucunun Taşıması Gereken Özellikler

Güneş kremlerinin üzerinde yazan SPF değerleri ideal miktarda elde edilecek değerdir. Güneş koruyucu üzerinde yer alan SPF değerini elde etmek için güneş kreminden en az yarım tatlı kaşığı yüze sürülmelidir. Güneş kremi ve losyonlarının bolca sürülmesi önerilir. Güneş koruyucunun renksiz ve kokusuz olması tercih edilmelidir. Suya ve terlemeye karşı dayanıklı olmalıdır. UVB ve UVA’ya karşı koruyucu olması gerekmektedir. Tahriş edici özelliklere sahip olmaması gerekiyor. Güneş koruyucuları güneşe çıkılmadan yarım saat önce sürülmeli. Daha sonra 4 saatte bir tekrar sürülmesi gerekmektedir. Ayrıca deri tipinize uygun koruyucu seçmeye özen gösterin.

Kekemelik

Kişiler konuşurken konuşma akıcılığında sesli ya da sessiz meydana gelen duraksamalar, hecelerin tekrarlaması ya da uzatılmasında oluşan bozukluklar kekemelik olarak bilinmektedir. Genellikle kekemelik esnasında aşırı zorlanmalar ve gerginlikler meydana gelir. Kekemeler ne konuşacaklarını bilemediklerinden değil aslında ne konuşacaklarını çok iyi bilirler fakat kelimeleri sorunsuz bir şekilde çıkaramazlar. Kekemelik kişiden kişiye değişir. Herkes aynı şekilde kekelemez aynı şekilde kelimeleri çıkarmaz.

Kişiler heyecanlandıklarında, kendilerini baskı altında hissettiklerinde, stresli bir durum yaşadıklarında, yeni biriyle konuştuklarında, toplum karşısında konuştuklarında ya da önemli biriyle konuştuklarında takılırlar.

Kekemeliğin Ortaya Çıkışı

Kekemelik 2-6 yaş arası dil gelişim dönemlerinde ortaya çıkar. Çocuklar 2 yaşından önce ki dönemde düşünce gelişimi konuşma gelişiminden önde olduğu için düşüncesini kelimelere aktaramaz ve bunun sorunun kekemeliğe yol açabilme ihtimali vardır. Kekemelik genelde 5 yaşlarında belirginleşir. Erkek çocuklarında kekemeliğin olma ihtimali kız çocuklarına göre daha fazladır. Kekemeliğin birçok nedeni vardır. Fizyolojik, psikolojik, kalıtımsal nedenlerden kaynaklanabilir. Kekemeliğe yol açan nedenler şu şekilde de sıralanabilir;

  • Travma durumları
  • Çocukların bulundukları ortamda psiko sosyal anlamda sıkıntı yaşaması
  • Baskı ve stres
  • Ailevi problemler
  • Herhangi bir durumdan şiddet ve korku duymak
  • Kişinin yaşadığı çevrenin titiz ve kontrolcü davranması
  • Ailede kekeme birinin olması ya da kekemelik nedenleri arasında bulunması

Kekemelik Hangi Durumlarda Belirginleşir

Kalabalık ortamlarda, yabancıların bulunduğu ortamlarda, telefona cevap verirken, birinden bir şey isterken, bir duruma hazırlıksız bir şekilde yakalanırken kekemelik belirginleşir. Kişiler bu durumlardan korktukları için kaçmaya çalışırlar. Söyleyemedikleri kelimeler yerine eşanlamlısını söyleyerek cümleyi tamamlamaya çalışırlar. Kekeme olan kişiler isimleri sorulduğu zaman buna cevap vermekte zorluk çekerler. Öğrenciler bu sebepten dolayı hep arka sıralarda oturmaya çalışır derslerde konuşmak yerine dinlemeyi tercih ederler.

Kekemelik Tespitinde Ailenin Rolü

Kekemeliğin tespitinde ailelerin rolü büyüktür. Çünkü aileler çocuğun ilk anından itibaren gelişimi, sosyalleşme süreci ve davranışların gerçekleşmesinde önemli bir etkiye sahiptirler. Çocuklar başladıkları dönemden itibaren ne söylediklerine ve nasıl söylediklerine dikkat edilmelidir. Bu dönemlerde çocukların düşünme hızı konuşma hızından fazla olduğu için geçici bir kekemelik ve konuşma bozukluğu yaşayabilirler.  Aileler çocuklarının yaşıtlarından farklı konuştuklarını tespit edebilirler. Çocuğun konuşmasında herhangi bir bozukluk tespit edildiyse bir uzmana başvurmak gerekir. Aileler çocuklarının ruhsal ve duygusal gelişimleri içi sağlıklı ortamlar yaratarak daha güvenli ve sevecen bir ortamda yaşamalarını sağlamalıdırlar. Kekemelik çocukluk döneminde atlatılabilecek bir durum olduğundan dolayı aileler bunu erkenden tespit ederek doğru tedavi yöntemi ile bunu büyük oranda azaltabilirler.

Kekemeliğin Tedavisi

Kekemeliğin ortaya çıktığı dönemlere göre farklı tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Çocukluk genç ve yetişkin dönemlerde ortaya çıkabilir. 2 yöntem tedavi vardır.

  • İlk yöntem konuşmayı akıcı hale getirebilmek ve kekemeliğin şeklini değiştiren Fluencyshaping yöntemidir. Konuşma değiştirildiğinde ilk başta tanınamayacak şekilde olur. Sesli harfler uzatılarak sese yumuşak bir giriş yapılır. Nefes alıp verme kontrol edilerek konuşma hareketleri düşük kas gerilimleriyle yapılır. Bu konuşma türü git gide doğal bir konuşma haline dönecektir. Konuşma tekniği zamanla normal bir hal alsa bile bunun sürekli olarak kontrol edilmesi gerekir.
  • İkinci yöntem olan kekemelikten kaçınmama yöntemi ise kekemeliğin ortaya çıkmasında tepki gösterebilmeyi amaçlayan bir yöntemdir. Kekemelik durumunda bundan kaçınmak ya da yorucu bir konuşma yerine kekemeliğin ortaya çıktığı kelimelerde konuşma teknikleri kullanılmaktadır. Böyle durumlarda kekemelik kontrol altına alınarak hafifletilir ya da engellenir.

Kekemelikte kullanılan bu yöntemler herkese uymayabilir ya da aynı etkiyi göstermeyebilir. Bu tedavi yöntemlerinin yanı sıra akupunktur, hipnoz, rahatlama çalışmaları gibi tekniklerde kullanılabilir.

Waterloo Muharebesi

18 Haziran 1815 tarihinde, Fransa- İngiltere ve Prusya ittifakı arasında meydana gelmiştir.  Napolyon’un son savaşı olarak tarihe geçen Waterloo Muharebesi,  Fransa ve Napolyon açısından ağır bir yenilgiyle sonuçlanmıştır. Bu yenilginin sonunda Napolyon, St. Helena adasına sürgüne gönderilmiş; 5 Mayıs 1821 tarihinde de burada hayatını kaybetmiştir.

Genel Bakış

Napolyon, Waterloo Muharebesi’nin öncesinde, Rusya’ya girmeye çalışmıştır fakat yenilgiyle karşılaşmıştır. Burada ordusunun büyük bir kısmını kaybetmiştir. Rusya yenilgisi ve artan vergiler halkı isyana teşvik etmiş ve Napolyon’a bir suikast girişiminde bulunulmuştur. Koaslisyon devletleri bu durumdan faydalanmıştır. Ekim 1813’te Leipzig Muahrebesi yaşanmış ve Napolyon burada da yenilgiye uğramıştır. Bu muharebenin ardından Napolyon, Elba adasına sürgüne gönderilmiştir.

Napolyon, Elbe adasında pek mutlu değildir. Planlamalarını yapmaya başlamış ve zamanının geldiğine inandığında gizlice Elbe adasından kaçmıştır. Fransa’ya kadar ulaşmayı başarmıştır.  Fransa Kralı, Napolyon’un eski mareşali Michel Ney’i; Napolyon’u yakalaması için Paris’e doğru göndermiştir.  Bu sırada Napolyon Paris’e varmadan 6 gün önce toplanan Viyana Kongresi, Napolyon’u “kanunsuz” ilan etmiştir. Fakat işler Fransa Kralı’nın beklediği gibi gitmemiştir. Michel Ney ve tüm ordusu Napolyon’a katılır, Fransız ordusu da kısa sürede Napolyon’u takip etmeye başlamıştır. Bu sırada Fransa tahtında, Bourbon Monarşistleri bulunmaktadır. Napolyon’un bir anda bu kadar güçlenmesi üzerine Bourbonlar kaçmış ve imparatorluk yeniden Napolyon’a tahsis edilmiştir.

İkinci kez tahta çıkan Napolyon bu dönemde pek de savaş yanlısı olmamıştır. Mali olarak hazır değildir, ordu da savaşa hazır değildir.Prusya ve İngiltere’ye barış teklif etmiştir fakat bu ülkeler, Napolyon’un güçlenip barış ortamını bozacağından kuşku duymuş ve teklifi reddetmişlerdir. İngiltere ve Prusya’ya, İsveç de katılmıştır.

Waterloo Muharebesi

Napolyon’a karşı birleşen devletlerin arkerlerinden oluşan koalisyon ordusu 71 bin kişi civarındadır. İngiliz ağırlıklı karma bir ordudur. Orduların başına Wellington dükü Arthur Wellesley, Prusyalı General von Blücher ve İsveç’ten Bernadette getirilmiştir. Napolyon topçu ekolünden gelmektedir ve o zamana kadarki savaşlarının çoğunu saldırıyla kazanmıştır.İngilizler ise “kare savunma” stratejisinde oldukça iyidir. Özellikle Wellesley’in savunmada çok başarılı olduğu bilinmektedir.

Napolyon, Prusya orduları gelmeden önce İngilizleri yenilgiye uğratmak istemiştir. Bu sebeple sürekli saldırmıştır. Fakat İngilizlerin başarılı kare savunması nedeniyle saldırılar başarısız olmuştur. Prusya ordusunun da gelmesiyle İngiliz ordusu, hücuma geçmiştir. Fransız ordusu birden dağılmaya başlamış ve askerler kaçmıştır. Geri çekilen askerlerine Napolyon da katılmıştır. Kaçarken son bir top hücumu deneyen Napolyon, doğruca Paris’e geçmiştir. Muharebeyi müttefikler kazanmıştır. Napolyon Paris’e döndükten sonra yakalanmış ve St. Helena adasına sürgüne gönderilmiştir.

Waterloo Muharebesi- Detaylar

Waterloo Muharebesi; tarihte birkaç devletin bir araya gelip, tek bir insanla savaşması açısından eşsiz bir örnektir. Bir gün sürmüştür. Günümüzde Napolyon’un bu muharebeyi nasıl kaybettiğine dair tartışmalar sürmektedir. Napolyon’un ilerleyen yaşı, tahta çıktıktan sonra halka getirdiği ağır vergi yükü ve dış dünyada uzun süren savaşlar sonucu yıpranması; bu yenilgiye zemin hazırlayan etkenlerden olmuştur.

Waterloo Muharebesi’ne ait ilginç bir detay da ismidir. Muharebe aslında Waterloo’ya 2 km uzaklıktaki bir kasabada geçmektedir. Ancak Arthur Wellesley’in tuhaf bir alışkanlığı vardır. Wellesley, savaştan bir gün önce kaldığı yerin ismini savaşa vermektedir. Savaştan bir gün önce Waterloo’da kaldığı için muharebenin ismini “Waterloo Muharebesi” koymuştur.

Ünlü Fransız Romancı ve Oyun Yazarı Victor Hugo, Waterloo Muharebesi için : “Waterloo bir savaş değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir.” demiştir (Sefiller).

Fransızlar ise 1821’de St. Helena’da ölen Napolyon’un mezarını almak için 1840’da adaya gelirler. Napolyon’un mezarının bozulmamış olmasıysa Fransızları oldukça şaşırtmıştır.

 

Taiping İsyanı

Taiping İsyanı; Çin’in güneyinde, 1851 -1864 yılları arasında süren, siyasal ve dinsel bir ayaklanmadır. 20 milyon (bazı kaynaklarda 30 milyon) insanın yaşamını kaybettiği, bu iç isyan,  bilançosuyla Birinci Dünya Savaşı’nı geride bırakmıştır.

Taiping- Tanrının Çinli Oğlu

Çin tarihinin en kanlı çatışması olarak tarihe geçen isyanın başlama nedenleri arasında; İngiltere ile yapılan Afyon Savaşaları ve yolsuzluklar nedeniyle yoksul kesimin giderek artması gösterilebilir. Gittikçe fakirleşen halk için mülkiyet odaklı bir anlayış oldukça cazip hale gelmiştir.  “Malların Ortak Paylaşımı” sloganı yoksul halkı bir amaç etrafında toplamaya yetmiştir. Bu fikir ise Hong Xiuguan’dan gelmiştir.

Hong Xiuguan, Çin’in Kanton bölgesinde yaşayan fakir bir gençtir(1850-1864). Birçok memuriyet sınavına girmiş ve başarılı olamamıştır. Hristiyanlıkla da bu dönemde tanışan genç Hong, ruhsal karmaşalar yaşamaya ve hayaller görmeye başlamıştır. Tanrının oğlu ve İsa’nın kardeşi olduğunu ve Çin’de dini bir reformu amaçladığını insanlara anlatmaya başlamıştır. Aradığı desteği yakın arkadaşı Feng Yunshan’dan gören Hong, Bai Shondi Hui (Tanrıya Tapanlar Birliği) adında bir tarikat kurmuştur. “Malların ortak paylaşımı” sloganı da bu tarikat ile birlikte ortaya çıkmıştır.

Hong’un 3 yıl sonra liderliğini üstlendiği bu tarikatın inanç sistemi, itaat ve ibadet üzerine kurulmuştur. Kölelik, zina , afyon, fuhuş, içki içmek, tarikat kadınları için ayak bağlamak vb. birçok davranış yasaklanmıştır.

1840lı yıllarda Çin Hükümeti, bu tarikatın önüne geçmeye çalışmıştır ancak Bai Shondi Hui tarikatı askeri alanda da gelişmeyi başarmıştır. İsyan ise kaçınılmaz olmuştur.

1 Ocak 1851 yılında Hong, Taiping Tianguo’yu (Tanrısal Büyük Barış Krallığı) ilan etmiştir. Teokratik bir krallık, ülke yönetimindeki Qing Hanedanlığına karşı; büyük bir ayaklanmaya kalkışmıştır.

Askerleri

Askeri kuvvetleri kısa zamanda 1 milyona ulaşmıştır. Bununla birlikte ordusu, son derece disiplinli ve her an ölmeye hazır askerlerden oluşmuştur. Askerlerin adanmışlığı ise, bu uğurda öldüklerinde güzel bir ahiret hayatlarının olacağına inandırılmalarından gelmektedir. Disiplin ve inanç, askerlerin üniformalarına ve ibadetlerine de yansımıştır. Taipinglilerin kadınlar ve erkekler ayrı olmak üzere her sabah 1 saat ibadet ettikleri bilinmektedir. Üniformaları kırmızı ceket ve mavi pantolondan oluşan askerleri de her sabah saat 6 ve 7 arası ibadetlerini gerçekleştirmiştir.  Yoksul destekçilerden düzenli bir orduya ulaşmayı başaran Hong, 10 Mart 1853 tarihinde Nanjing şehrini ele geçirmeyi başarmıştır. Nanjing şehrinin ismini Tianjin (Tanrısal Şehir) olarak değiştirmiş ve Tianjin’i de Taiping’in başkenti ilan etmiştir. Bu başarının ardından ordu, Beijing’e (Pekin) saldırmıştır ancak başarılı olamamıştır.  Pekin’deki girişim başarısızlıkla sonuçlansa da, 10 yıl boyunca krallığını genişletmeyi hedefleyen Hong, Yangtze Vadisi’nde başarılara imza atmıştır.

Taiping’de Sorun

Qing Hanedanlığı’nın; yani Çin Hükümeti’nin tehdit olarak kabul etmeye başladığı, Taiping Krallığı’nda iç karışıklıklar ortaya çıkmaya başlamıştır. Taiping Devlet Başanı Yang Xiuqing, Taiping’de gücü ele geçirmek ve Taiping’in en yetkili kişisi olmak için harekete geçmiştir.  Taiping; Büyük Barış Krallığı’nın kuzey kralı olarak adlandırılan Wei Changhui,  Devlet Başkanu Yang Xiuqing ve yandaşlarını kılıçtan geçirerek, devlet başkanının bu girişiminin başarısız olmasını sağlamıştır. Ancak Wei Changhui, Hong tarafından bir tehdit olarak görülmüş ve 2 Eylül 1856 tarihinde öldürülmüştür. Aslen bir şair olan, Taiping liderlerinden Shi Dakai (Yi- Wang olarak da bilinir) bu gelişmelerden rahatsız olmuş ve ayaklanmaya katılan bir grup insanla birlikte kaçmıştır. Hong ise aktif yönetimden ayrılmış ve kendini dünya zevklerine vermiştir. Savaş ortamı ve idareciler arasında yaşanan bu gelişmeler, Taiping’in güç kaybetmesine neden olmuştur. Nitekim, Şangay’a bir saldırı düzenlenmiş ve başarısız olunmuştur.

“Tanrı Bizi Korur!”- Şangay Yenilgisi

Çin saray görevlilerinden Zeng Guafon’un, konfüçyusçuluk yani Hong’un teokratik krallık anlayışına olan nefreti düşmanlık boyutuna ulaşmış ve Zeng için Taiping İsyanı’nın bastırılması kişisel bir mesele haline gelmiştir. Bu sebeple 1862 yılında silahlı kuvvetlerle Nanjing’i, bir diğer adıyla Tianjin’i kuşatmıştır. Taiping Krallığı’nın başkentini kuşatan Zeng, Şangay yenilgisinin aradından zayıflayan Taiping yönetimini 1864’te yenilgiye uğratmıştır.

Ancak Zeng’in Taiping İsyanı’ndaki rolü, Taiping’in Şangay başarısızlığıyla önem kazanmıştır. Hong zevk ve sefa içerisindeyken, Taiping yönetiminde birtakım çıkar çatışmalarının baş göstermesinin Taiping’i zayıflattığından bahsetmiştik. Qing Hanedanlığı, bu karışıklığı fırsat bilmiş ve Şangay’a saldıran Hong’u Fransız ve İngiliz yardımı alarak yenilgiye uğratmıştır.

1864 yılında artan bu baskı; Taiping’de ayaklanmaya katılan birçok kişinin hatta komutanların bile kaçmasına neden olmuştur ve isyan bastırılmıştır. Ancak Hong, kaçmayı tercih etmemiştir ve tanrının oğlunu ve Taiping’i koruyacağına inanmıştır. Utanç içerisinde yaşamaktan ya da düşman tarafından öldürülmektense, kendini öldürmeyi tercih etmiştir. Zehir içerek intihar eden Hong’un ardından  isyanın etkisi 1868 yılına kadar sürmüştür.

Taiping İsyanı ve Hong – Detaylar

Taiping İsyanı, yaklaşık 13- 14 yıl sürmüştür. Bu isyanda ölen insan sayısıysa 20 milyonun üzerinde kabul edilmektedir. Kaynaklarda, Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden insanlardan daha fazla insanın hayatını kaybettiği söylenir.

Qing Hanedanlığı’nın yolsuzlukları ve afyon savaşları, Çin halkını yoksullaştırmakla kalmamış ve bir umut arayışı doğurmuştur. Yoksul kesimi bir araya getiren sadece Hristiyanlık olmamıştır. Kazanılan mülklerin tarikat arasında eşit bölüşüleceğine dair verilen garanti , kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olması ve maddi dünyada olmasa bile manevi dünyada güzel bir hayat sürüleceğinin söylenmesi, tarikatın giderek büyümesine zemin hazırlamıştır.

Hong’un, Amerikalı Misyoner Vaiz Isaachar J. Roberts’tan dersler aldığı bilinmektedir. İş bu,  bazı tarihçiler Taiping İsyanı’nda misyonerlerin payının fazla olduğunu kabul etmektedir.  Güney Çinli Hong ise öğretmen olmak için girdiği memuriyet sınavlarının tamamında başarısız olmuştur. 1837’deki son başarısızlığının ardından Hong’un bir depresyona sürüklendiği görülmüştür. Depresyona eşlik eden halusinasyonlarla birlikte; Hong, Vaiz Roberts’tan öğrendiklerini tatbik edip, vaazlar vermeye başlamıştır.

Çin toplumu ise Hristiyanlıkla yeni yeni taşmıştır ve kuraklık ya da su baskınları yüzünden bile Qing Hanedanlığı’nı suçlamaya başlamıştır.Karışık iç siyaset ve artan yoksulluk Hong’un oluşturmaya çalıştığı dini bir muhalefetin beklenenden fazla destekçiye ulaşmasını sağlamıştır. Kısa sürede Mesih İsa’nın kardeşi olduğu iddiası kabul gören Hong, “Cennet Krallığı’nı” kurmuş ve Vaiz Roberts’ı da dışişleri bakanı ilan etmiştir.

Hong; kumar, fuhuş, afyon kullanımı vb. davranışlarla birlikte çok eşliliği de yasaklamıştır. Ancak Hong’un kendine bir harem kurduğu bilinmektedir. ‘de çıkan karışıklıklar esnasında da haremiyle daha meşgul olması, Hong’un dünyevi zevkleri daha fazla önemsediğini göstermektedir.

Çin Hükümeti’nin o sıra; Avrupalılarla, özellikle İngilizlerle afyon ticaretiyle ilgili sık sık çarpışma yaşadığı bilinmektedir.  Sosyal bir politika benimseyen ve Hristiyanlık öğretileri doğrultusunda ilerleyen Hong’u başlarda merakla izleyen Avrupalıların, daha sonra Qing Hanedanlığı’na yardım etmesi; Hong’un afyonu yasaklamasıyla açıklanabilir. Taipinglilerin afyon kullanımıyla ilgili politikası, Avrupalıların çıkarlarına ters düşmüştür.

Kaynaklar, Hong’tan sonra iktidara geçen oğlunun da mücadeleyi sürdüremediğini göstermektedir.Bu dinamikler eşliğinde Çin tarihinin ve dünya tarihinin en kanlı çatışmalarından biri olan isyan başlamış ve kanlı bir biçimde son bulmuştur.  İsyan’dan sonra ise 1870 yılında gizli bir biçimde kurulan Boxer Cemiyeti , Avrupalı sömürgecilere ve Hristiyanlara karşı ayaklanmıştır(1899-1901). Bu da Taiping İsyanı’nın yankılarının, Çin Hükümeti üzerinde oldukça ağır olduğunu göstermektedir.

Talas Savaşı

Talas Savaşı; 751 yılında Araplar ve Çinliler arasında Talas Irmağı kıyılarında gerçekleşen, birkaç günlük meydan muharebesidir. Abbasi orduları ve Çin’i yöneten Tang hanedanının ordusunun karşılaştığı bu savaşta, Türkler dolaylı yollardan olsa da sonucu belirleyen unsur olmuştur. Çin’in, Orta Asya’da hakimiyet edinmesini istemeyen Karluk ve Yağma Türkleri, Arapların yanında savaşmıştır. Arapların galibiyetiyle sonuçlanan Talas Savaşı, Türklerin İslamiyet’i benimsemesini sağlamıştır.

Genel Bakış

Talas Savaşı’nın gerçekleştiği sırada Çin’de, Tang Hanedanlığı’ndan (618-906) İmparator Hivang -Çang ( 713-755) hüküm sürmektedir. İmparator Hivang-Çang, Göktürk İmparatorluğu’nu yıkıldıktan sonra Türk Hanoğulları’nın hakimiyetindeki Şaş- Taşkent şehrini ele geçirmek istemiştir. Çin imparatorunun amacı aslında batıya doğru genişlemektir. Öte yandan Batı Türkistan’ın durumu göz önünde bulundurulduğunda Göktürk şehzadelerinin sayıldığı Taşkent, Çin için bir tehlike niteliğinde olmuştur. Bu sebeple Çin, Taşkent’e bir sefer düzenlemiştir.

Taşkent Seferi’ni Kuça Valisi Kao Sien-tche çıkmıştır. Kuçalı Kao Sien-tche, Taşkent’in Türk Hükümdarı Bagatur-Tudun’u iyi muhafızlık yapmadığı gerekçesiyle suçlamış ve Taşkent Seferi’ni gerçekleştirmiştir. Bagatur- Tudun, Çin imparatoruna bağlılığını dile getirmiş olsa da bir işe yaramamış ve Taşkent Seferi’nin sonunda, Kao Sien-tche tarafından yakalanmış ve imparatora teslim edilmiştir. Bagatur- Tudun’un kafası vurulmuş ve hazinesine el koyulmuştur. Bu gelişme Türkler arasında huzursuzluk yaşanmasına neden olmuştur.

Ancak Göktürk Devleti’nin yıkımından sonra Türkler hala birlik sağlayamamış ve  Çin’e karşı koyacak gücü kendilerinde bulamamışlardır. Bagatur-Tudun’un oğlu Tüen-en,  Tarbagatay ve Unungu nehirleri üzerinde yaşayan Karluk Türklerinin ve Soğdak ülkesindeki Arapların desteğini almıştır. Çinlilerin ele geçirdikleri bölgerlerdeki sert tutumları ve Bagatur-Tudun’un öldürülmesi, Türkleri Müslümanlardan, Abbasilerden  yardım istemeye itmiştir.

Horasan Valisi Ebu Müslim’in Çin üzerine bir sefer düzenlemek istediği bilinmektedir.  Türkler; Ebu Müslim’i  Kuça, Karaşar, Hotan ve Kaşgar’ın işgaline ikna etmişlerdir. Bunun üzerine Ebu Müslim, Ziyad bin Salih komutasında bir İslam ordusunu Türk yardımcı kuvvetlerle birleştirmiştir.

Talas Savaşı- Detaylar

Çin, komutan Ziyad bin Salih’in ordusunu ve Arapların hazırlıklarını haber alınca, 70.000 (bazı kaynaklarda 100.000) kişilik bir ordu hazırlamıştır. Çin ordusu, Çinlilerin Ta-lo-se, Arapların Taraz ve dilimize Talas olarak geçen alana yürümüş ve burada müttefik kuvvetlerle karşılaşmıştır.  Oldukça şiddetli bir biçimde süren Talas Savaşı’nın, 5. gününde; Göktürklerin bir boyu olan Karluklar, Çin kuvvetlerine arkadan taarruz etmişler ve Çin büyük bir yenilgiye uğramıştır.

Kao Sien-tche yanında birkaç askerle birlikte kaçmayı başarmıştır. Çin kuvvetlerinin büyük bir kısmı (50.000 civarı asker) savaş meydanında öldürülmüş ve 20.000 kadarı esir edilmiştir.

Talas Savaşı- Sonuçlar

Tarihsel kaynaklarda, Türklerin Talas Savaşı’nın ardından kitleler halinde İslamiyet’i kabul ettikleri yazmaktadır. Ancak Türkler, Talas Savaşı’ndan önce İslamiyetle dostça ve düşmanca karşılaşmalar yaşamışlardır. İran ve Kafkasya sınırında yaşayan Türk boyları, Emevi Devleti’yle irtibat halinde olmuşlardır. Hazarlar, yıllarca Emevilerle savaşmıştır. Bazı Türk boyları İslamiyet’e geçmiştir. Kitlesel olarak İslam’ı kabul eden ilk Türk boyu Volga Bulgarları olmuştur.

Yine de Karluk Türkleri’nin saf değiştirip, seçimlerini Araplar’dan yana yapması; İslamiyet’le daha yakın ilişkiler kurulmasını sağlamıştır.Karluk Türkleri’nin asıl amacının ise Çin egemenliği altında yaşamamak olduğu kabul edilmektedir.

Talas Savaşı’nın Araplar açısından da önemli sonuçları olmuştur. Abbasiler iktidarda, Emevilerin Arap Devleti stili yerine İslam Devleti stiline dönmüşlerdir. Arap milliyetçiliği yerini ümmetçi bir anlayışa bırakmış ve bütün müslümanların eşit olduğu görüşü ortaya çıkmıştır.

Talas Savaşı’nın kültürel sonuçları da olmuştur. Türkler, esir alınan Çinlilerden  keten ve kenevirden kağıt yapmayı öğrenmişlerdir. Türkler de Araplara kağıt yapmayı öğretmişlerdir. Çin’in dışında ilk defa bir yerde; Semerkand’da kağıt imal edilmeye başlanmıştır. Semerkand’da imal edilen ipek kağıtlar, Orta Doğu ve Akdeniz’e kadar ulaşmıştır. Daha sonra Sicilya ve İspanya vasıtasıyla kağıt imalatı Avurpa’ya kadar yayılmıştır.

 

 

Ridaniye Muharebesi

22 Ocak 1517 yılında, Osmanlı Devleti ve Memlük Sultanlığı arasında gerçekleşen Ridaniye Muharebesi, Sultan I. Selim komutasındaki Osmanlı ordusunun galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Ridaniye Muharebesi; Merc-i Dabık Muharebesi’nin devamı niteliğinde olup, Osmanlı Devleti’ne hilafet makamını getirmiştir.

 

Genel Bakış

24 Ağustos 151 tarihinde, Yavuz Sultan Selim Han idaresindeki Osmanlı Devleti ile Memlûk Devleti arasında; Halep şehrinin kuzeyinde bir muharebe gerçeklemiştir. Bu muharebe, tarihe “Mercidabık Savaş”ı olarak geçmiştir. Savaş, Osmanlı Devleti’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Kahire’ye kadar çekilen Memlûk ordusunun başına yeni bir komutan atanmıştır. Mercidabık Savaşı’nın ardından Memlûkler, Yavuz Sultan Selim Han’ın itaat isteğini kabul etmeyip, geri çevirmiştir.Hatta Yavuz Sultan Selim Han’ın gönderdiği elçi öldürülmüştür. Ridaniye Savaşı’nın temel nedenlerinden biri bu olmuştur.

Yavuz Sultan Selim Han, Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu da bulunan hakimiyetini pekiştirmek istemiştir. Bu sebeple, Memlûk Sultanı önlem almak istemiştir. Memlûk Sultanı, Halep civarına yaklaşık 50 bin kişilik bir orduyu konumlanmıştır. Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır Seferi sırasında Mercidabık Savaşı’nın oluşma nedenlerinden biri de bu olmuştur.

Sina Çölü – Harp Tarihi’nde Bir İlk

Yeni Memlûk Komutanı Tomanbay, vazifeye gelir gelmez  Suriye’den gelen emirlere önemli görevler vermiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ın boyun eğdirme isteğini geri çevirmiş ve olası bir savaşa hazırlanmıştır. Yavuz Sultan Selim Han, Mercidabık Savaşı’nda Mısırlıları mağlup edip; Filistin ve Suriye’yi zaptetmiştir. Memlûk Devleti’nin sonunu getirmek ve Mısır Seferi’ni tamamlamak için Yavuz Sultan Selim Han, ileri harekete devam etmiş; ağırlıklarla birlikte Sina Çölünü geçmiştir. Sina Çölü’nün geçilmesi Harp Tarihi’nin rekorlarından biri kabul edilmektedir. Sina Çölü’nü geçerken, mevsimden dolayı bol yağmur yağmıştır. Yağmur kumların sertleşmesine sebep olmuş ve topların daha kolay taşınmasını sağlamıştır. Osmalı ordusu ve atlar su sıkıntısı çekmemiş ve bu durum Allah’ın bir lütfu olarak nitelendirilmiştir.

Sina Çölü’nü geçip, Sâlihi’ye ulaşan Osmanlı ordusu; Mısır’ın kuzeydoğusunda bulunan Ridaniye köyünde, Tomanbay komutasındaki Memlûk ordusuyla karşılaşmıştır. Memlûk ordusu 20 bin askerden oluşmuştur. Tomanbay, Frenklerden de 200ü aşkın top almıştır. Bu topları da sabit bir şekilde kuma yerleştirmiştir. Yavuz Sultan Selim Han, keşifleri sonucunda Memlûklerin bu nizamından haberdar olmuştur. Memlûkler, dağ tarafını ve kanatları boş bırakmışlardır. Yavuz Sultan Selim Han, Al- Mukattam Dağı’nı dolaşmış; Birket-ül Hac yolundan Al- Mukattam Dağı’na kadar uzanan alanda Memlûklerin yan gerilerine saldırmıştır.

Osmanlı kuvveti; bu sırada 60 bin askerden, 300 kadar toptan oluşmaktadır. Topların bir kısmı yivlidir.Osmanlı ordusunun bu beklenmedik saldırısı karşısında, Memlûkler ağır kayıplar vermiştir. Memlûkler, kuma gömülü toplarının mevzilerini değiştirememişlerdir.Tomanbay, Yavuz Sultan Selim Han’ın bulunduğu merkez kuvvete saldırmış ancak başarılı olamamıştır. Bu başarısızlığın ardından sağ kanattaki Vezir-i Azam Sinan Paşa kuvvetine saldırmıştır. Sinan Paşa, bu saldırı sırasında yaralanmış, otağa ulaşınca da vefat etmiştir. Tomanbay, Osmanlı Ordusu’nu Nil Nehri’ne kadar izlemiştir. Kahire’ye kadar ulaşan Tomanbay, Kahirelilere kendilerini savunmak zorunda olduklarını duyurmuştur. Osmanlı Ordusu, Kahire’ye girip şehri yağmalamıştır. Tomanbay, Yavuz Sultan Selim Han’ın mevkiine bir saldırı daha planlamış ancak alınan önlemlerle karşılaşmıştır.Bir gece baskınıyla Kahire’ye giren Tomanbay, Osmanlı ordusuyla bir mücadeleye girişmiştir. Bu çarpışmaya damlardan Osmanlı kuvvetlerine taş atan halk da katılmıştır. İsfendiyaroğlu’nun başında bulunduğu Osmanlı kuvvetleri öldürülmüş ve Tomanbay iki gün süreyle şehri elinde tutmuştur. Tomanbay adına Kahire Camilerinde hutbe okunmuştur.

26 Ocak tarihinde, yani Ridaniye Muharebesi’nin 4. günü; Yavuz Sultan Selim Han’ın emriyle Vezir Yunus Paşa ve Yeniçeri Ağası Ayas Ağa öncülüğünde Osmanlı kuvvetleri ateşler saçarak şehre girmiştir. Kapıkulu askeri Kahire’nin sokaklarına saldırmış ve Memlûk siperleri yakılmıştır. Bunun üzerine Tomanbay, çareyi kaçmakta bulmuştur.Rivayete göre, Tomanbay kadın kıyafetleriyle Nil Nehrini geçmiştir. Böylelikle Ridaniye Muharebesi, Osmanlı Devleti’nin galibiyetiyle sonuçlanmıştır.

Tomanbay hakkında teoriler vardır.Bir kısım tarihçi, Tomanbay’ın Nil Nehri’ni geçerken boğulup öldüğünü kabul etmektedir. Ancak Tomanbay’ın yakalanıp öldürüldüğüne dair bir teori de yaygın olarak kabul görmektedir. Tomanbay, Şehsüvaroğlu Ali Bey tarafından yakalanmış ve Yavuz Sultan Selim Han’ın huzuruna çıkarılmıştır. Osmanlı Sultanı, Tomanbay’ı elçilerinin ölümü hakkında azarlamıştır.Yavuz Sultan Selim Han, Tomanbay’ın hayatını bağışlamaya niyetlense de halkın Memlûk komutanına olan sevgisi; Osmanlı Sultanı’nı bu niyetinden geri çevirmiştir. Tomanbay, katıra bindirilerek şehir dolaştırılmış ve Bab-al Züvalye’de asılmıştır (13 Nisan 1517). Yavuz Sultan Selim Han, bu hamlesiyle hem Tomanbay’ı cezalandırmak hem de halkın gözünü korkutmak istemiştir. Tomanbay’ın idamı sırasında ise Cami Al-azhar’da halka sadaka dağıtılmıştır.

Ridaniye Muharebesi- Detaylar

Ridaniye Muharebesi’nin ardından saltanata ek olarak hilafet Osmanlı Devleti’ne geçmiştir. Yavuz Sultan Selim Han, ilk Osmanlı İslam Halifesi olmuştur. İslam Alemi’nin liderliğinin yanı sıra, Osmanlı Devleti Mısır ve Arabistan Yarımadası’nda tamamen hakimiyet sahibi olmuştur. Osmanlı Devleti’ne Kuzey Afrika’nın yolu açılmış ve Osmanlı Devleti’nin sınırları Atlas Okyanusu’na kadar erişmiştir.

Ridaniye Muharebesi ve Mısır’ın Fethi sırasında Osmanlı Devletli, ilk kez yivli top kullanmıştır. Burada önemli bir ayrıntı vardır. Yivli toplar Avrupa’da ilk defa 1868 yılında kullanılmıştır. Yavuz Sultan Selim Han’ın, Avrupalı Devletlerden yaklaşık olarak 200 yıl daha erken yivli top kullanmaya başlaması; onun ileri görüşlü ve stratejide başarılı bir hükümdar olduğuna kanıt olmuştur.

Öte yandan Osmanlı Devleti’nin; Ridaniye Muharebesi sırasında ateşli gücü, toplarla sınırlı kalmamıştır. Tüfek kuvvetlerine de sahip olmasıyla birlikte Osmanlı ordusu, dönemin en güçlü ordusu olarak kabul görmektedir.Ateşli silahların, Memlûkleri de oldukça korkuttuğu bilinmektedir. Hatta, Tomanbay’ın Yavuz Sultan Selim Han’ı namertlikle suçladığı söylenmektedir. Ancak Yavuz Sultan Selim Han’ın askeri dehası, Osmanlı Devleti’nin Mercidabık Savaşı’nı, Ridaniye Muharebesi’ni kazanmasını ve Mısır’ın Fethi’ni tamamlamasını sağlamıştır.

Osmanlı Sultanlarının 9.su ve İslam Halifelerinin 74.sü olan Yavuz Sultan Selim Han, 22 Eylül 1520’de, Çorlu’daki karargahında vefat etmiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ın vefat ettiği sırada yeni sefer hazırlıkları içinde olduğu bilinmektedir. Osmanlı Sultanı Ridaniye Muharebesi sırasında Sinan Paşa’nın vefatı üzerine, veziri Yunus Paşa’ya :” Lala Lala! Mısır’ı aldık ama Sinan’ı kaybettik. Sinan’ı, Mısır’a değişmezdim.Sinan’sız Mısır’da ne güzellik olur?” demiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ın Sinan Paşa’ya ne kadar kıymet verdiği bu sözlerle ortaya çıkmaktadır. 1520’deki vefatının ardından oğlu I. Süleyman geçmiştir. Tarihe Kanuni Sultan Süleyman adıyla geçen Osmanlı Sultanı, babası Yavuz Sultan Selim’in izinden gitmiş ve Osmanlı Devleti’nin en güçlü hükümdarlarından biri olmuştur.